Ülkemizde son yıllarda ekonomi üzerine çok şey konuşuluyor. Enflasyon, alım gücü, ekonomik programlar, tasarruf politikaları… Ancak bütün bu tartışmaların ortasında en ağır faturayı kimin ödediği konusu çoğu zaman gözden kaçıyor. Bugün ülkemizde milyonlarca emekli var. Maalesef ekonomik tablonun en ağır yükünü de büyük ölçüde onlar taşıyor. Maaşlar enflasyon karşısında erirken, hayat pahalılığı emeklilerin gündelik yaşamını her geçen gün daha da zorlaştırıyor.
Geçtiğimiz günlerde Türkiye Emekliler Derneği Eskişehir Şube Başkanı Muhsin Dilbaz gazeteniz 2Eylül’e bir nezaket ziyaretinde bulundu. Kendisi ile emeklilerin yaşadığı sıkıntıları bir kez daha konuştuk. Dilbaz’ın özellikle bayramlarda ödemesi yapılan “Bayram İkramiyesi” ile ilgili söylediği bir cümle aslında meselenin özünü çok net anlatıyor:
“Emekliler ikramiye değil, hakkını istiyor.”
Bu cümle aslında yıllardır süren tartışmanın merkezinde yer alıyor. Bayramlar yaklaşırken kamuoyunda sürekli “emekli ikramiyesi artırılacak mı?” sorusu soruluyor. Ancak emeklilerin önemli bir kısmı bu tanıma itiraz ediyor. Çünkü onlara göre ortada bir “ikramiye” yok.
İkramiye, bir kurumun elde ettiği kârdan çalışanlarına verdiği ek paydır. Oysa emekliler yıllarca maaşlarından kesilen primlerle zaten sistemin finansmanına katkı sağlamış insanlar. Bu nedenle yapılan ödemenin bir lütuf değil, kazanılmış bir hak olduğunu savunuyorlar.
Dilbaz’ın dikkat çektiği bir başka önemli konu ise maaş bağlama oranları. Yıllar içinde yapılan düzenlemelerle bu oranlar giderek aşağı çekildi. Ancak prim ödeme oranlarında ciddi bir değişiklik yapılmadı. Yani çalışanlar aynı yükü taşımaya devam ettiler. Ancak emekli olduklarında ise aldıkları pay maalesef giderek küçüldü.
Sonuç ortada.
Özellikle 2019 yılından sonra emeklilerin alım gücü gözle görülür biçimde düştü. Maaşlar enflasyon karşısında hızla erirken, pek çok emekli temel ihtiyaçlarını karşılamakta bile zorlanır hale geldi. Emekli olmadan yapacağı ek işi düşünmeye başladılar. Avrupa’nın emeklileri gibi rahat tatil yapmak onlar için artık bir hayal oldu. Mutfağa, faturalara yetişemez, köylerine dahi gidemez duruma geldiler.
Bir başka sorun da enflasyon farkı uygulaması. Başkan; “Enflasyonu önce biz yaşıyoruz, telafisini aylar sonra alıyoruz.”
Gerçekten de fiyat artışları günlük hayatı anında etkilerken, maaşlara yapılan düzeltmeler sonradan geliyor. Bu da emeklinin cebindeki paranın her geçen gün biraz daha küçülmesine yol açıyor. Bugün Türkiye’de emeklilerin yaşadığı sıkıntı sadece ekonomik bir mesele değil. Aynı zamanda sosyal adalet meselesi. Çünkü bir toplumun emeğe verdiği değer, büyük ölçüde emeklilerine nasıl davrandığıyla da ölçülür.
Yıllarca çalışan, prim ödeyen, üretime katkı sağlayan insanların emeklilik döneminde insanca yaşayabilecek bir gelire sahip olması aslında çok basit bir beklenti. Emeklilerin söylediği gibi mesele “ikramiye” değil. Mesele hak meselesi. Anlayacağınız başkan emeklileri temsilen geldiğinde; “bir dokunduk bin ah işittik.”