“Sıfır atık” endüstrinin meydana getirdiği kirlenmenin önüne geçmek için dünyamızın yeni mottosu olarak belirlendi. Ülkemizde de çevreci anlayışın gelişmesine önemli katkı yapacağına inanılan bu yaklaşımın merkezinde “geri dönüşüm” yani endüstriyel atıkların geri dönüştürülmesi planlaması olduğunu hatırlatmakta yarar var. “Geri dönüşümün” sorumluluğu ise yerel yönetimlerin sırtına yüklenmiş görünüyor.
Doğrusunu isterseniz Eskişehir’deki geri dönüşüm planlaması pek çok şehrin planlamasının önünde görünüyor. Doğru bir planlama yapıldığını ve bunun büyük oranda başarı ile uygulandığını söylemek mümkün. Eğitim kurumları ile yapılan işbirliklerinin de geri dönüşümün kalıcı ve geleceğe taşınması anlamında mesafe kat edilmesinde önemli katkı sağladığını söyleyebiliriz.
Endüstriyel atıkların hepsi masum değil elbette. Özellikle piller ve yanmış yağların toplanıp muhafaza altına alınması, kontrollü depolanması da çevremize verebilecekleri zararların önlenmesi bakımından olmazsa olmazlardan…
Gelelim asıl konumuza. Yerel yönetimlerin düzenli ve planlı geri dönüşüm toplama çalışmalarının dışında, geri dönüşümden gelir elde eden evinin geçimini sağlayan aslında yasal olmayan ancak kimsenin de ses çıkarmadığı bir kesim var. Çöp konteynırlarını didik didik eden, gerektiğinde çöp konteynırlarını devirerek içini kurcalayanlardan söz ediyorum. Çoğu yabancı uyruklu bu kişilerin sisteme dolaylı olarak katkı yaptıklarını da belirtelim. Ancak onların sisteme dolaylı katkısı yapılan işi onaylamak anlamına da gelmez. Bu sebeple diyorum ki bu iş tamamen kontrolden çıkmadan, yaz mevsiminde sağlık sorunları başta olmak üzere oluşabilecek olumsuzlukların önüne geçmek için bir denetim mekanizması işletilmeli, gerekiyorsa bu şahıslar yasal bir düzenleme ile sistemin içerisine dahil edilmeli. Bizimkisi bir hatırlatma, yetkililer bu konuda ne düşünür o da onların bileceği bir iş.