Dün, 24 Temmuz Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü'ydü.
1908'in 24 Temmuz'u gazetelerin ilk kez sansür memurlarının denetimi olmadan yayımlandığı gündü. Halkın haber alma ve gazetecinin baskı olmadan haber yapma özgürlüğündeki büyük adımın ardından tam 118 yıl geçti.
1908'deki bu tarihi dönüm noktası, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) tarafından 1948 yılında alınan kararla "Basın Bayramı" olarak kabul edildi. Bugün ise bir bayramdan çok "Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü" olarak değerlendiriliyor.
Burada bir parantez açmam gerekli.
1908 yılı Eskişehir için de önemli bir yıldır. Çünkü bu şehrin tarihinde ilk kez bir gazetenin yayımlandığı yıldır. Yani Eskişehir basını, 118 yıllık "24 Temmuz mücadelesi" ile yaşıttır.
Bu mücadelenin bugün geldiği noktada sektör ve çalışanlar, "siyaset" ve "ekonomik çıkmaz" arasına itilerek yaşamını sürdürmeye çalışıyor.
24 Temmuz'un "Basın Bayramı" olarak kutlanmasına öncülük eden Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin (TGC) bir üyesi olan Eskişehir Gazeteciler Cemiyeti, bu yıl 75'inci yılını kutladı.
Geçtiğimiz nisan ayında Eskişehir'de gerçekleştirilen etkinliklerde cemiyetlerin çalışmaları anlatıldı, basının ve gazetecilerin sorunları ele alındı. Etkinlikler kapsamında Türkiye Gazeteciler Federasyonu da 70. Başkanlar Konseyi'ni Eskişehir'de yaptı.
Eskişehir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Yılmaz Karaca ve cemiyet yönetimi, ülkenin dört bir yanından gazetecileri Eskişehir'de ağırladı. Yurt dışından gelenler de oldu.
Cemiyet adına bu yıla özel bir de "75'inci Yıl Gazetesi" hazırlandı. Ben de bu gazetede "75'inci yılda bunları konuşmamalıydık!" başlıklı bir yazı kaleme aldım.
Eskişehir'de cemiyetlerin ve Eskişehir basınının gelişimini ve bugün geldiğimiz noktada basının nelerle karşı karşıya olduğunu anlatmaya çalıştım.
Şimdi izninizle o yazıyı dikkatinize sunuyorum:
"Eskişehir Gazeteciler Cemiyeti 75'inci yılını kutluyor…
Ekim 1860'da bu topraklarda yayımlanan ilk yerli özel gazetemiz olan Tercümân-ı Ahvâl'den tam 48 yıl sonra, Eskişehir'in ilk yerel gazetesi Nimet, Mart 1908'de yayın hayatına başlıyor.
Bundan iki yıl sonra, 1910'da da Eskişehir adını taşıyan gazete basılıyor.
Devam eden 10 yılda ise 10 gazete daha kuruluyor… Kimileri kapanıyor.
Bu gazeteler, bir yandan kentin canlanan hayatına katkı sunarken diğer yandan da Milli Mücadele'de İstanbul basınına alternatif olma yolunda önemli bir katkı sağlıyor.
Aradan zaman geçiyor…
Gazetelerin çoğaldığı bir ortamda da bir birliktelik ihtiyacı hissediliyor.
İstanbul'da 1946 yılında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti kuruluyor. Aynı yıl Ankara Gazeteciler Cemiyeti'nin de temeli atılıyor.
6 yıl gibi kısa bir süre sonra da Anadolu'nun göbeğinde Eskişehir Gazeteciler Cemiyeti kuruluyor.
Ve bu cemiyet, basının temsiliyeti ve birleştirici gücü olarak 75 yıldır varlığını sürdürüyor.
Kısacası klişe gibi gelen "Köklü Eskişehir Basını" sözü, sadece bugün yayında olan gazeteler dikkate alınarak söylenmiyor. 118 yıllık bir basın tarihine sahip nadir illerden biri olduğu için söyleniyor.
Peki, Milli Mücadele döneminin yoklukları içinde bir düzine gazete üretmeyi başarmışken, bugünün durmadan büyüyen Türkiye'sinde neden "Gazeteleri nasıl ayakta tutarız"ı konuşuyoruz?
Bir gazete çıkarmak için gerekli olan asgari 7 kadro sayısını, şehrin ilk gazetesinin yayımlandığı günden tam 110 yıl sonra (her ne kadar en baştan beri 7 kadro olmasa da) 2018'de neden asgari 6 kadroya düşürüyoruz?
Bugün gazeteler neden Basın İlan Kurumu'nun desteği olmadan ayakta kalmıyor?
Bu sorulara, teknolojik gelişmelerden tutun da okuma alışkanlıklarındaki değişime kadar pek çok madde içeren onlarca sayfalık bir açıklamayla cevap verilebilir belki.
Ancak gazeteyi gazete yapan habercilik bugün ne derece "etkin" yapılabiliyor?
İstanbul ya da Anadolu basınından bir gazeteci, hiçbir baskı altında kalmadan gerçekleri tüm çıplaklığıyla ortaya dökebiliyor mu?
Etkili haberleri her bir noktasından tırpanlayıp sunmak, muğlak ifadeler kullanmak okuyucuya ne hissettiriyor?
4 yıl önce yürürlüğe giren "Dezenformasyon Yasası" kapsamında "Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma Suçu", gazeteciler üzerinde nasıl bir baskı oluşturuyor? Dahası bu yasa adil uygulanıyor mu?
İşte cemiyetler ve diğer meslek örgütleri tüm bu endişeleri dillendirmek zorunda oldukları için kuruldu.
Gazetecilerin üzerindeki hem ekonomik hem de siyasal baskıyı kaldırmak için de tüm yasal yollara başvurmakla yükümlüyüz.
Kısacası şehrin 118 yıllık basın tarihinde, Eskişehir Gazeteciler Cemiyeti'nin 75. yılına geldiğimiz bugünlerde bunları tartışıyor olmamalıydık.
Umarım 100. yılda gündemimiz ferahlar, barış ve huzurun hakim olduğu bambaşka bir gazetecilik hüküm sürer…"