Yılın ilk çeyreğini geride bıraktık. Nisana girdik.
Önceleri yılın ortalarına doğru konuşulmaya başlanan zam yağmurları neredeyse 4 ay öncesine çekildi, baharın başında konuşulmaya başlandı.
Oysa ocakta yapılan zamlar hâlâ hafızalarda…
Günümüzde yaşanan tüm siyasi olayların bir ekonomik sonucu oluyor. Bu iç siyasette de dış siyasette de aynı.
Faiz kararları, belediyelere yapılan operasyonlar…
Rusya-Ukrayna savaşı, ABD-İsrai’in, İran’a saldırıları…
Bunlar sadece enerji piyasasını değil, demir çelikten tutun da gıdaya varana kadar her şeyi ters yüz ediyor.
Bizim kırılgan ekonomimiz bu dalgalanmalardan daha çok etkilendi.
Bir rafineriye düşen füzenin ya da Hürmüz’den geçemeyen bir tankerin yarattığı etkiyi anında akaryakıt tabelalarında hissettik.
Enflasyon yine yükseldi.
İktidar yetkilileri vatandaşı teskin etmeye çalışsa da bu belirsizlik panik yarattı. Ortaya somut bir program konulmaması, ekonomiye dair iktidar kanadından pek bir şey duyamıyor oluşumuz paniği körükledi.
Halk, kendini güvende hissetmek adına altına hücum etti. Fiyat fırladı, kuyumcular ‘altın yok deyip’ gelenleri geri çevirdi. Sonra bir gecede belki de tarihin en büyük düşüşlerinden biri yaşandı.
Birileri kazandı. Birileri yine kaybetti.
Borsa ise başlı başına bir muammaya dönüştü.
Belediyeler asfalt ihalelerine çıktı, teklif veren olmadı. Maliyetlerdeki belirsizlik birkaç ay sonrasını planlanamaz hale getirdi. Büyük firmalar istikrarı beklemek için geri adım attı.
Çarşıya pazara çıkanlar, ihtiyaçlarından kıstı elindeki 3-5 kuruşla en uygun ürünü aradı. Vatandaş, geçimin daha da zorlaştığını iliklerine kadar hissetti.
Fırıncılar ekmeğe zam istedi, Ticaret Odası’na başvurdu.
Servisçiler, dolmuşçular zam talebiyle UKOME’nin kapısını çaldı.
Elektrik zammı için Maliye Bakanlığına başvurular yapıldı.
Örnekler çoğaltılabilir elbette…
Kısacası birileri zararı için birilerinin kapısını çaldı. Sonuç bekliyor.
Peki vatandaş kime gidecek? Kimin kapısını çalacak?
Ocakta düşük bir zamla geçiştirilen asgari ücretli ve emekli kimden zam isteyecek?
Belki daha da önemlisi kim dinleyip hak verecek? Kim sahip çıkacak?
Kim üzerimize karabasan gibi çöken bu tabloda içimizi rahatlatacak?
TÜİK, şubat 2026 işsizlik rakamlarına göre 1 ayda 133 bin kişi daha işsizler kervanına katıldı. Resmi rakamlara göre sayı 3 milyona yaklaştı. Genç işsizlik 1 ayda yüzde 1,4 arttı!
Peki siz siyasi resme bakınca tüm bunlara karşı bir mücadele görebiliyor musunuz?
Ben göremiyorum.
Bu şartlar altında vatandaşın beklentisi net. Kimse, hamasi sözler duymak istemiyor.
Herkes icraat bekliyor. ‘Yaptık ettik’leri değil, yapılanı, ‘Üreteceğiz, büyüyeceğiz’leri değil, üretimi ve büyümeyi kağıt üstünde değil reelde görmek istiyor.
Halk tüm gücünü siyasi mücadeleye harcayan bir iktidar yerine birleştiren, ülkenin geleceği için ortak akıl paydaşında buluşacak bütüncül bir siyasi irade talep ediyor.
Halk artık kavgayı değil, bu karanlık tablodan çıkışın yolunu görmek istiyor.
Her bir vatandaşın da buna hakkı var!