Eskişehirspor’un vedası sadece bir skor değildi… Bir şehrin boğazında düğümlenen cümleydi.
Ayvalıkgücü karşısında finalin kapısından dönmek, bu takımı gerçekten seven herkesin içine oturdu. Çünkü bu şehir artık yalnızca galibiyet istemiyor… Yeniden ayağa kalktığını görmek istiyor. Tam da ayağa kalktığını hissettiğimiz anda gelen bu veda, hepimizin canını yaktı.
Ama bugün sadece duygularla konuşup gerçekleri görmezden gelirsek, yine aynı yerde kalırız.
Bu sezon eleştirilecek şeyler de vardı.
Bazı maçlarda üretkenlik eksikti.
Bazı anlarda bu takım baskıyı yönetemedi.
İlk maçta verilen gereksiz alanlar, rövanşta kaleyi zorlayan tek bir şut’un olamaması , zaman zaman oyunun kontrolünü kaybetmeleri… Bunların hepsi gerçek. Çünkü Eskişehirspor gibi bir camiada sadece mücadele yetmez; gerektiğinde acımasızca doğruları da konuşabilmek gerekir.
Sezonun ilk bölümünde yapılan hataların bedelini çok ağır ödedik. Serdar Göçerler döneminde kaybedilen basit puanlar, bugün dönüp baktığımızda kaderimizi belirleyen kırılma anları oldu. Geçmişi sürekli kurcalayıp bir hocayı hedef göstermek doğru değil belki ama gerçekleri de yok sayamayız. O dönemde kaybedilen puanlar, bugün elimizden kayan finalin temel taşlarından biri oldu.
Ama sonra…
Hakan Şapcı geldi ve bu takım yeniden ayağa kalktı.
Sahada savaşan, mücadele eden, ne oynadığını bilen bir Eskişehirspor izlemeye başladık. Özellikle ikinci yarıda yapılan transferlerle birlikte takımın kimliği değişti. Jakob Aydemir’in gelişiyle hücum hattı hayat buldu. Akın Akman zaten her zaman bu takımın ruhuydu ama Jakob’la birlikte oyunu sürükleyen, takımı ileri taşıyan bir bütün oluşturdular.
Kale de güven veren bir Bora Göymen vardı. Haftalarca yenilmeyen, kolay gol yemeyen, rakiplerine korku veren bir takım oluşmuştu. Açık konuşmak gerekirse; bu ligin en güçlü kadrolarından biri kurulmuştu ve 2. Lig’e çıkmanın en büyük favorisi haline gelmiştik.
Üstelik tüm imkansızlıklara rağmen…
Başkan Ulaş Entok ve yönetim süreci önemli ölçüde doğru yönetti. Bu şehir yeniden inanmayı öğrendi. Geçen sezon şampiyon olduğumuzda çoğumuz “Bu sene ligde kalalım yeter” diyordu. Sezon başında ise “İlk yıldan play-off bile başarı” diye düşünüyorduk.
Sonra ne oldu?
Bu takım bize yeniden şampiyonluk hayali kurdurdu.
Balıkesirspor’u eledik… Lig boyunca yenemediğimiz tek rakibi play-off’ta saf dışı bıraktık. Lider Kütahyaspor’a karşı bu takımın gerçek gücünü gösterdik. Şehir yeniden kenetlendi. Tribünler doldu. İnsanlar yıllar sonra yeniden Eskişehirspor konuşurken gözlerinin içi parlıyordu.
Ama bu sezon bir şeyi daha çok yaşadık:
Hakem adaletsizliği.
Evet, kendi eksiklerimizi konuşacağız. Konuşmalıyız da. Ancak sahada yaşananları görmezden gelmek de mümkün değil.
Bu sezon sadece rakiplerle mücadele etmedik. Sahada adaletle de savaştık. Özellikle Ayvalıkgücü maçında verilen kararlar kabul edilebilir değildi. Yanlış kartlar, sürekli rakibi rahatlatan düdükler, oyunun temposunu Eskişehirspor aleyhine kesen kararlar… Bunların hepsi saha içinde açık açık hissedildi.
Buradan hakem Hakan Ülker’e de net şekilde seslenmek gerekiyor; maçın ilk dakikasından itibaren yüzündeki öfke, oyunculara yaklaşımı ve tavırları saha kenarında herkesin dikkatini çekti. Bir hakemin bu kadar gergin, bu kadar negatif yönetim göstermesi normal değildi. Eskişehirspor’a karşı adeta ön yargıyla çıkılmış bir maç izledik.
Devre arasında başkanlara söylediği ‘niyetimi bozacağım’ sözü bile aslında maçın psikolojisini anlatıyordu. Zaten saha içinde de bunu gördük. Bu kadar inanmış bir şehrin, futbolcuların ve binlerce taraftarın emeğiyle bu kadar rahat oynanmaması gerekiyordu.
Evet, Eskişehirspor da kötü oynadı. Kimse bunu inkâr etmiyor. Ama saha içinde adalet duygusunu kaybettiğiniz an, futbolun tadı da anlamı da kalmıyor. Dün Fethi Heper Stadyumu’nda insanlar sadece elenişe üzülmedi; haklarının yendiğini düşündüğü için öfkelendi.
Sizlere kırgınız biliyor musunuz?
Çünkü biz size sadece futbolcu gibi bakmadık. Bu şehrin yeniden ayağa kalkma umudu gibi baktık. Aylar boyunca o armayı terinizle taşıdınız, bizi yeniden inandırdınız. Soğuk deplasman yollarında, yağmurda, çamurda, dolu tribünlerin önünde bu şehir sizinle yeniden nefes aldı.
Bu yüzden Ayvalıkgücü maçındaki o görüntü canımızı bu kadar yaktı.
Çünkü sahada alıştığımız Eskişehirspor yoktu.
Ben o sahada Akın Akman’ın hırsını görmek istedim. Jakob Aydemir’in o vazgeçmeyen savaşını görmek istedim. Formanın ağırlığını omzunda hisseden, tribün ayağa kalkınca rakibi boğacak bir takım görmek istedim. Ama siz sanki korkularınıza teslim oldunuz. Bu şehir size baskı kurmadı aslında… Güvendi. İnanıp arkanızda durdu. 35 bin kişi size yük olmak için değil, sizi omzunda taşımak için geldi stada.
Ama siz o baskıyı yönetemediniz.
En çok da bu koyuyor insana.
Çünkü biz bu takımın daha iyisini yapabileceğini biliyoruz. Haftalarca herkese korku salan o takımın, böyle bir maçta bu kadar etkisiz kalmasını kabul etmek kolay değil. Sanki sezon boyunca kurulan bütün o ruh, o mücadele, o özgüven bir gecede kayboldu.
Ve inanır mısınız, insan buna yenilmekten daha çok üzülüyor.
Bu sadece taraftarın hayal kırıklığı değil… Futbolcuların kendi emeklerine de yazık ettiği bir geceydi.
Aylarca ailelerinden, çocuklarından, hayatlarından fedakarlık yaptılar. Bu şehir için savaştılar. Belki de tam bu yüzden bu veda bu kadar ağır geldi. Çünkü kimse mücadele edilmediğini söyleyemez. Ama bazen futbol, en çok hak edenin değil; baskıyı en doğru yönetenin oyunu oluyor.
Ama yine de sizlere sırtımızı dönmüyoruz.
Çünkü bu şehir mücadele edeni sever. Siz de bu sezon mücadele ettiniz. Belki dün gece olmadı… Belki en kritik anda ayağınız titredi… Ama bu arma için savaştığınız günleri de unutamayız.
Ama ben bugün umudu gömmek istemiyorum.
Çünkü bu takım küllerinden kalkmayı bu sezon bize yeniden gösterdi. Eğer Eskişehirspor bu noktaya geldiyse, bunu başaran bir yapı var demektir. Bu yüzden yeni sezonun temeli bugünden atılmalı. Takımda tutulması gereken isimler var. Hakan Şapcı dahil…
Çünkü bu takımın yeniden ayağa kalkabileceğini bize onlar gösterdi.
Artık bir yıl daha kaybetme lüksümüz yok.
Ve buradan taraftara da bir çağrı yapmak istiyorum:
Bu takımın şimdi daha fazla desteğe ihtiyacı var. Yeni sezon başlamadan kombinelere yüklenilmeli. Çünkü güçlü bir kadro kurulacaksa, bu şehir yine birlik olmak zorunda. Eskişehirspor sadece sahadaki 11 kişiden ibaret değil. Bu kulüp; tribündeki çocuk, deplasmana giden genç, formasını yıllardır saklayan baba, gözyaşını içine atan taraftar demek.
Şampiyonluk elbet gelecek.
Yeter ki bu şehir yeniden düştüğü yerden kalkmayı bilsin.