Bazı maçlar vardır, sadece skoruyla konuşulmaz.

Bazı galibiyetler vardır, tabelaya yazılır ama etkisi şehrin içine işler.

Eskişehirspor’un Kütahyaspor karşısında aldığı bu galibiyet de tam olarak böyle bir maçtı.

Bugün sadece bir rakip yenilmedi.

Bugün herkes, Eskişehirspor’un bu ligin nasıl bir takımı olduğunu bir kez daha gördü.

Sezon boyunca şampiyonluğun en büyük favorisi olarak gösterilen, haftalardır kaybetmeyen bir takıma karşı sahaya öyle bir Eskişehirspor çıktı ki; ilk düdükten itibaren maçı kimin istediği, kimin bu formanın ağırlığını taşıdığı çok net belli oldu.

Özellikle ilk 20 dakikada ortaya konan futbol…

İnanılmaz bir tempo, inanılmaz bir istek, inanılmaz bir inanç…

Eskişehirspor bu maça sadece hazırlanarak çıkmamıştı.

Eskişehirspor bu maça inanarak çıkmıştı.

Ve zaten fark da burada ortaya çıktı.

Bir hafta boyunca şehir bu maça kilitlendi.

Taraftar, futbolcu, teknik heyet, basın…

Herkes bunun sıradan bir maç olmadığını biliyordu.

Herkes bunun sadece 90 dakika olmadığını hissediyordu.

Sahadaki futbol da bunun karşılığını verdi.

Peş peşe gelen gollerle birlikte Kütahyaspor neye uğradığını şaşırdı.

Skor bir anda 3-0’a geldiğinde aslında sadece maçın değil, psikolojik üstünlüğün de tamamen Eskişehirspor’a geçtiği çok net ortadaydı.

Şunu açık açık söylemek lazım…

Lider olabilirler, puan tablosunda yukarıda olabilirler ama bugün Eskişehirspor karşısında çok net şekilde ezildiler.

Ve bazen bir maç, puan tablosundan daha fazlasını anlatır.

Bugün sahada gördüğümüz şey şuydu:

Eskişehirspor bu ligin sıradan bir takımı değil.

Bu kulüp, bu şehir, bu taraftar hâlâ çok büyük.

Zaten iki takım arasındaki farkı görmek için sadece sahaya bakmak bile yeterliydi.

Ama asıl fark tribündeydi.

Eskişehirspor taraftarı yine üzerine düşeni yaptı.

Tribünler doluydu, ses yüksekti, inanç tamdı.

Takımının arkasında 90 dakika dimdik duran bir taraftar vardı.

Rakip taraftarın 66. dakikada tribünü terk etmesi ise aslında iki camia arasındaki farkı tek başına anlattı.

Çünkü Eskişehirspor taraftarı sadece iyi günde yanında olmadı bu takımın.

En kötü günde de buradaydı.

Transfer yasağında da buradaydı.

Düştüğü zaman da buradaydı.

Umudun en azaldığı yerde de buradaydı.

Bugün bu takım hâlâ ayaktaysa, bunda en büyük paylardan biri bu şehrin insanınındır.

Belki bugün doğrudan bir şampiyonluk gelmedi.

Ama bazen bazı galibiyetler kupadan bile daha değerlidir.

Çünkü bazı maçlar size sadece puan kazandırmaz…

Özgüven kazandırır.

İnanç kazandırır.

Şehre yeniden umut verir.

İşte bugün öyle bir gündü.

Başkan Ulaş Entok’tan teknik heyete, futbolculardan emek veren herkese kadar herkes bu maçın ciddiyetinin farkındaydı.

Ve herkes görevini yaptı.

Ama şimdi en önemli nokta şu:

Bu galibiyet çok değerli, evet.

Bugün çok büyüktü, evet.

Ama bugüne takılı kalmadan önümüze bakmak zorundayız.

Çünkü artık önümüzde play-off var.

Ve Eskişehirspor orada da en büyük favorilerden biri.

Ama favori olmak bazen en büyük tehlikeyi de beraberinde getirir.

Rehaveti…

Dağılmayı…

“Oldu” hissini…

İşte Eskişehirspor’un şu saatten sonra en çok uzak durması gereken şey tam olarak bu.

Ayaklarımız yere daha sağlam basmalı.

Bu galibiyetin keyfini çıkarmalı ama rotayı da kaybetmemeliyiz.

Çünkü bu takımın hâlâ tamamlaması gereken bir hikâyesi var.

Ben bugün sahada sadece güzel bir futbol izlemedim.

Ben bugün bir şehrin yeniden kendine gelişini izledim.

Takımımla gurur duydum.

Taraftarımla gurur duydum.

Bu şehrin aidiyetiyle, inancıyla, duruşuyla bir kez daha gurur duydum.

Ve şuna yürekten inanıyorum:

Eğer Eskişehirspor bu inancı, bu birlikteliği, bu saha içi ciddiyetini korursa…

Bu hikâye yarım kalmaz.

Çünkü bugün bize bir şeyi bir kez daha gösterdi:

Eskişehirspor hâlâ bu ligin en büyük camiasıdır.

Ve bu şehir, yeniden ayağa kalkmaya hazırdır.