Eskişehirspor, Karşıyaka deplasmanından istediğini alamadı. Haftalardır beklenen, günlerdir konuşulan, taraftarın gün saydığı o büyük maç… Geldi geçti. Ama bu akşam sahada da tribünde de hiçbir şey tam anlamıyla Eskişehirspor’dan yana değildi.

Daha maç başlamadan aksilikler üst üste geldi.

Misafir tribün kapasitesi 600 kişiyle sınırlıydı ama Eskişehirspor sevdası kapasiteye sığmadı. Yaklaşık 2 bine yakın taraftar, kilometrelerce yol yapıp takımını yalnız bırakmamak için Karşıyaka deplasmanına gitti. Ama o insanlar, o fedakârlığın karşılığında stadyum kapısında kaldı. Bu kabul edilebilir bir durum değil.

Bir tarafta takımının peşinden şehir şehir giden bir taraftar, diğer tarafta “kapasite” bahanesiyle dışarıda bırakılan insanlar…

Hal böyle olunca içeride bulunan taraftarlarımızın da dışarı çıkması, aslında sadece bir tepki değil; bir dayanışma örneğiydi. Çünkü Eskişehirspor taraftarı sadece tribünde değil, gerektiğinde duruşuyla da farkını ortaya koyuyor.

Oysa o akşam statta çok başka bir atmosfer izleyebilirdik. Tribünler dolmuştu. Karşıyaka tarafı hazırdı, Eskişehirspor tarafı zaten her zamanki gibi yüreğini koymuştu. Belki de Süper Lig takımlarının bile özendiği o görüntü ortaya çıkacaktı. İki köklü camianın taraftarı, iki büyük futbol kültürü… Ama o güzellik tam anlamıyla yaşanamadı.

Ve sanki günün enerjisi en baştan ters başlamıştı.

Kütahyaspor’un son dakikalarda attığı gol, zaten umutları bir nebze daha aşağı çekmişti. Üstüne bir de Karşıyaka gibi zorlu bir deplasmanda işler istediğimiz gibi gitmeyince, akşamın ağırlığı daha da hissedildi.

Karşıyaka deplasmanının kolay olmayacağını biliyorduk. Nitekim öyle de oldu.

Maçın kırılma anlarından biri ise 47. dakikada Ozan İsmail Koç’un gördüğü kırmızı kart oldu. Takım uzun süre 10 kişi mücadele etmek zorunda kaldı. Ama işin ilginç yanı şu: Eskişehirspor, eksik kaldıktan sonra oyunun içinde daha fazla savaşmaya başladı. Bu maçta sahadaki hemen hemen her oyuncu, belki de sezonun en karakterli mücadelelerinden birini verdi.

Ve bir kez daha o ismi ayrı yazmak gerekiyor: Bora Göymen.

Bora artık sadece iyi bir kaleci değil, bu takımın puan taşıyan oyuncularından biri. Yine öyle kritik kurtarışlar yaptı ki, Eskişehirspor’u maçın içinde tuttu. Böyle deplasmanlarda kalecinin gücü bazen puanın ta kendisi olur. Bora da bu akşam yine bunu gösterdi.

Benim bu maçta en çok dikkatimi çeken isimlerden biri de Jakob oldu. Resmen savaşır gibi oynadı. Sadece topa değil, oyuna da karakter koydu. Ama aslında bu sadece Jakob’un değil, takımın genel ruhuydu. Her biri sonuna kadar mücadele etti. Kimse kolay teslim olmadı.

Maç 0-0 bitti.

Skor olarak bakınca “1 puan” denebilir. Ama duygusal olarak bakınca bu akşam biraz daha fazlası kaybedilmiş gibi hissettirdi. Çünkü haftalardır beklenen bu maçtan hem saha içinde hem tribün anlamında daha büyük bir hikâye çıkmasını istiyorduk.

Bir de tabii Hakan Hoca’nın gördüğü kırmızı kart vardı. O da akşamın gerginliğini, tansiyonunu ve sahadaki sertliği anlatan başka bir detay oldu.

Karşıyaka bizi taraftar anlamında güzel karşıladı, bunu söylemek lazım. Ama futbol bazen sizi iyi ağırlayan bir deplasmandan bile buruk gönderebiliyor.

Bu akşam Eskişehirspor kaybetmedi belki…

Ama istediğini de tam anlamıyla alamadı.

Üzgün döndük.

Çünkü bazen bir beraberlik, yenilgiden daha ağır gelir.