“Filler tepişir, çimenler ezilir!” sözü boşuna söylenmemiştir. Tarihin her döneminde büyük güçlerin mücadelesi, bedelini masumların ödediği bir tabloyu önümüze koyar. Fil deyince akla ilk gelenlerden biri de hiç şüphesiz Timur ve onun dillere destan fil ordusudur. Ama bu hikâye, Nasrettin Hoca olmadan eksik kalır.
Rivayet odur ki; Timur, ordusundaki fillerden birini Hoca’nın köyüne gönderir. Fil öyle büyük, öyle oburdur ki köyde ne varsa tüketir. Ne ot kalır ne saman… Köylü perişan olur. Çareyi Timur’a şikâyete gitmekte bulurlar ve en öne de Nasrettin Hoca’yı koyarlar. Yolda “arkandayız” diyenler birer birer kaybolur. Hoca tek başına Timur’un huzuruna çıkar. Timur’un öfkeli olduğunu görünce şikâyeti bir kenara bırakır ve şöyle der:
“Köyümüze gönderdiğiniz filden herkes çok memnun. Ama hayvancağız yalnız… Ona bir de dişi fil göndermenizi rica etmeye geldim.”
Bu sözlere sevinen Timur hemen emir verir. Hoca köye döndüğünde herkes umutla sorar: “Fil ne zaman gidecek?” Hoca gülümser:
“Gitmek mi? Yakında bir de dişisi geliyor!”
Bu hikâye, sadece bir fıkra değil; aynı zamanda güç karşısında çaresiz kalan toplumların ironik bir özeti gibidir. Bugün dünyaya baktığımızda, bu hikâyenin yankılarını duymamak mümkün mü? Son dönemde Trump’ın attığı adımlar, akıllara adeta Timur’un filleri gibi geliyor. Yanında katil Netanyahu gibi bir ortakla birlikte yürütülen politikalar, “demokrasi” ve “insan hakları” söylemleri eşliğinde birçok coğrafyada yıkım ve gözyaşı olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle Gazze başta olmak üzere Orta Doğu’nun farklı noktalarında yaşananlar, artık sadece bir çatışma değil; insanlığın vicdanını zorlayan bir tabloya dönüşmüş durumda. Arap Baharı ile başlayan, ardından Büyük Ortadoğu Projesi ile devam ettiği iddia edilen süreçte milyonlarca insan hayatını kaybetti, yerinden edildi.
Timur’un filleri en azından bağa, bahçeye zarar veriyordu. Bugünün “filleri” ise şehirleri yerle bir ediyor, çocukları, kadınları, sivilleri hedef alıyor. Üstelik bunu yaparken de dünyanın gözü önünde, çoğu zaman hiçbir şey olmamış gibi davranabiliyorlar. Bir yandan bombalar yağarken, diğer yandan uluslararası platformlarda “insan hakları” üzerine yapılan konuşmalar, trajedinin ironisini daha da derinleştiriyor. Afrika’da, Orta Doğu’da, Suriye’de, Irak’ta yaşananlar ortada… Kan ve gözyaşı dinmiyor. Enerji krizleri, göç dalgaları ve ekonomik sarsıntılar da cabası. Atılan her füzenin, patlayan her bombanın faturası sadece hedef alınan ülkelere değil; başta Türkiye olmak üzere tüm bölgeye ve hatta dünyaya kesiliyor.
Şimdi soruyu sormak gerekiyor: Timur’un mu filleri daha büyük, yoksa bugünün güç sahiplerinin mi?
Cevap acı ama net… Timur’un filleri belki büyüktü, belki yıkıcıydı ama bugünün “filleri” kadar acımasız, bu kadar yaygın ve bu kadar derin yaralar açan bir etkiye sahip değildi.
Ve belki de en düşündürücü olan şu: O gün köylüler en azından neyle karşı karşıya olduklarını biliyordu. Bugün ise insanlık, “korunmak” adına gönderilen fillerin altında eziliyor.