Uzun yıllar sonra bir maça gittim. Yanlış anlamayın futbolu yakından takip etmediğimi sanmayın ama çok uzun süredir ayaklarım beni stadyuma götürme konusunda çok da istekli değildi.

Ancak Eskişehirspor herkes gibi beni de çok heyecanlandırdı…. Normal şartlarda güle oynaya kazanabileceğimiz bir maçtan golsüz beraberlikle ayrıldık. Hem de Ayvalıkgücü karşısında… Sonra ne mi oldu? Herkesin bildiği gibi koca bir şehrin umutları, hayalleri uçup gitti…

35 Bin taraftarın seyrettiği ve destek verdiği Eskişehirsporlu futbolcular ne hikmetse 90 dakika boyunca bir sezona sığmayacak kadar pas hatası yaptılar. Ancak hakemi de arkasına alan Ayvalık takımı sahada sanki 12 kişiydi. İlk 10 dakikada Eskişehirsporlu futbolculara çıkan iki sarı kart sahada mücadele eden futbolcuların gardını düşürmeye yetti. İkili takdir haklarını rakipten yana kullanarak, olmayan faulleri icat ederek Eskişehirspor adına ne yapılmaması gerekiyorsa hepsini yaptı. İlk 45 dakika boyunca pozisyon üretemedik ama çok net bir penaltımız verilmedi. Ayvalıkgücü deplasmanında 60 metreden bir penaltı uyduran hakemin aksine 10 metre mesafeden bu defa bir başka hakem çok net bir penaltıyı çalmadı.. İkinci yarıda da benzer bir senaryo ortada idi. Dakikalar ilerledikçe stres arttı, panik daha belirgin bir hale eldi. Hakemde sahadaki kararları ile sahadaki futbolu adeta katletti…

Bütün bunları mazeret olarak değerlendirebilirsiniz ama “futbolun baronlarının” sahada olan biteni çıplak gözle izleyince Eskişehirspor’un bir üst lige çıkmasına her halükarda izin vermeyeceklerini net bir biçimde görebiliyorsunuz. İki Balıkesir maçı ve bir Ayvalıkgücü deplasmanındaki hakem performansları başka türlü düşünmemize izin vermiyor. İçerideki maçtaki hakem kararları ise işin tuzu biberi oldu açıkçası…

Bütün bunları gördükten sonra yerle bir edilen Türk Futbolu’nun marka değerinin neden yerlerde süründüğünü daha rahat anlayabiliyorsunuz… Bin kişilik tribüne bile benzemeyen sahalara sahip takımlar ile 35 Bin kişiye oynayan takımların aynı kefeye konulmasının başka bir izahı olabilir mi? Sakın kimse yanlış anlamasın her rakibe saygı duyarız… Ama “Aslanın kediye boğdurulmasını da” kabul edemeyiz. Normal şartlar altında oynanacak bir maçı alıp götürecek Eskişehirspor’un sahada dilim dilim doğranması ve tribünlerin kapanması için her türlü tahrikin sahada sergilenmesi kabul edilebilir bir şey değildir. Futbol bir şölendir… Ama o şölenin ortasına kurulu bir saatli bomba gibi isimleri hakemde diye koyarsanız, ortada ne futbol kalır ne de şöleni… Sonra kapı kapı gezip iktidar desteği ile yayıncı kuruluş ararsınız.

Şöyle bakın süper lige kaç tane semt takımı, kaç tane ilçe takımı var… Bu şartlarda yani futbolun adalete yürütülmediği şartlarda siz ağzınızla kuş tutsanız neye yarar?

Kaybedilen Ayvalıkgücü maçının ardından küçük bir uyarıda bulunmuştum. “Okyanusları geçtik derede boğulmayalım” demiştim. Ne yazık ki derede boğulduk… Bu sonucun sebepleri çok net… Eskişehirspor rakibine haksızlık yapılsın istemedi, ama adaletle bir maç yönetilsin istedik. Ne yazık ki ne siyasiler ne bürokrasi ne futbol dünyası Eskişehirspor’un yanında durmadı, duramadı… Koca bir yılın emeği çöpe gitti… Bu işte en az hatası olan bana göre taraftar ile sahada mücadele eden futbolcular… Futbolcular mücadeleyi buraya kadar getirerek üzerlerine düşenin büyük bölümünü yaptılar. Taraftar da destek gereken her zaman tribündeki yerini aldı. 3. Ligde 35 bin kişilik stadyumda sayısız maçı kapalı gişe oynadık.. Sonrası mı tam anlamıyla hüsran..