Çok şükür 1 Mayıs’ı da atlattık(!) Eskişehir’de değil ama özellikle İstanbul başta olmak üzere bazı şehirlerde gözaltılar, tomalarla, biber gazlarıyla müdahalelerin gölgesinde 1 Mayıs kutlamaları geçti.

Emeğin ve emekçinin bayramı… Dün Cuma hutbesinde bile konu emek ve alın terinin karşılığı idi… Ne güzel… Her ne kadar “1 Mayıs” denilmese de “emeğin ve alın terinin” önemine vurgu yapılan bir hutbe okunması gerçekten güzel ve takdir edilmesi gereken bir durum…

Sahi hep birlikte söz konusu; “1 Mayıs” olduğunda niye bu kadar geriliyoruz? Çünkü geçmişte yaşadıklarımız fabrika işgalleri, grevler, marjinal hareketlerin provokasyonları ve özellikle de “Taksim travması!”

Hâlbuki o yıllarda üniversitelerde boykot, fabrikalarda grev ve işgaller sokaklarda akıl almayacak olaylar yaşıyorduk… Toplumsal kargaşanın sebep olduğu kayıplarımıza rağmen dönemin Başbakanı Demirel, “Yollar yürümekle aşınmaz!” diyebiliyordu. Kardeşin kardeşe kırdırıldığı yıllar.

Köprülerin altından çok sular aktı.12 Eylül 1980 darbesinin ardından bir gecede sokakta akan durdu. Sonra darbeciler dönemin entelektüellerini askeri hapishanelere doldurdular ve o acı dönemde “bir sağdan, bir soldan” gençlerimizi darağaçlarına gönderdiler… Karanlık yıllar…

Sahi 1 Mayıs sizin için ne anlama geliyor? Yıllar yıllar sonra 1 Mayıs resmi bayram ilan edildi. Çok da iyi yapıldı. Ama bu resmi bayrama rağmen hala geçmişin travmalarını yaşıyoruz. Geniş güvenlik önlemleri, yasaklar, biber gazları, barikatlar, tomalar… O zaman sormak gerekmez mi, “1 Mayıs’ı niye resmi bayram ve tatil ilan ettiniz?”

Şundan emin olabilirsiniz; 1970 ile 1980 arasında yaşanan o karanlık günlerden ve 12 Eylül 1980 darbesi sonrası yaşananlardan bu toplum gerekli dersleri çıkarmıştır. En azından ben öyle düşünüyorum… İnsanların kendi hakları için mücadele etmesinden daha doğal bir şey olamaz. Eğer hak ve mücadele olmasaydı camide hutbede, “emeğin ve alın terinin” konu edilmesi mümkün müydü? Sadece evrensel değerler bakımından bile insanların seslerini duyurmak için toplanmaları, yürümelerinin ne mahsuru var? Artık bu tür travmaları çoktan gerilerde bırakmış olmamız gerekiyordu…

Evden gazeteye gelirken dün yaşadığımız birkaç küçük anekdotu sizlere nakledeyim..Otobüse bindim, tanıdığım ve sevdiğim arkadaş espriyle karışık“bayramın mübarek olsun” diye seslenince kafamı kaldırdım şaşkınlıkla baktım, “tebessüm ediyor!” Ben de kendisine, “Bugün Cuma çifte bayram kutluyoruz!” diye takıldım… Çok geçmeden Odunpazarı’nda otobüsten inip tramvaya bindim.. Bir genç heyecanlı şekilde, “Ağbi siz de mi 1 Mayıs’a gidiyorsunuz?” diye bir soru yöneltti. Belli ki 1 Mayıs için buluşma alanına gidiyordu.

İşin özet şudur; dün Eskişehir’de bir kişinin bile burnu kanamadı, en küçük taşkınlık da olmadı. Miting alanında yaşanan yer tartışması dışında hiçbir tatsız olaya rastlamadık. Yani pek çok konuda belirli bir olgunluğa erişmiş bir toplumu yasaklar ve engeller ile germenin çok anlamsız olduğunu artık görmek için daha ne söylemek gerekiyor? Şu yaşımıza geldik, yürünen yollarda bir aşınma göremedik, gören varsa söylesin…