Konu Eskişehirspor olduğunda insan ister istemez başka bir heyecana kapılıyor. Çünkü bu kulüp, bu şehrin en güçlü harcı, en önemli çimentosudur. Bu formanın kıymeti, onu kimin giydiğinden çok nasıl taşındığında gizlidir. Dün Müminler, Fethiler, Enderler, Nihatlar… Bugün Boralar, Akın Akmanlar, İsmail Kuletler… İsimler değişir ama ruh değişmez. Bu formayı kim temsil ediyorsa, biz onu alkışlarız. Yüzdük yüzdük, işin en kritik noktasına geldik. Play-off sürecinde artık son virajdayız. Balıkesir’de oynanan çeyrek final ilk maçında küçük bir tökezleme yaşadık. Ancak bu sadece bir ara durak… Turu Eskişehir’e bıraktık.
Üstelik deplasmanda karşılaştığımız, sporun ruhuna pek de yakışmayan görüntülere rağmen… Şimdi sıra kendi evimizde, kendi tribünlerimizin önünde gereken cevabı vermekte. Yarın oynanacak rövanş karşılaşmasıyla birlikte bir üst tur, yani yarı final kapısını aralamak istiyoruz. Kolay olmayacağını zaten biliyorduk. Ama biz, zoru seven bir camiayız.
Bugün Süper Lig’in marka değeri konuşulurken, tribünleri boş kalan takımlar tartışılırken, Eskişehirspor gibi büyük bir potansiyelin alt liglerde kalması kabul edilebilir değil. 35 bin kişilik stadyumları doldurabilen kaç kulüp var? Futbol kültürü, taraftar gücü ve geçmişiyle fark yaratan bir şehirden söz ediyoruz.
Artık kenetlenme zamanı. Artık herkesin elini taşın altına koyma zamanı. Atanmışların da, seçilmişlerin de yan yana durma zamanı… Kısacası, Eskişehir için gerçek bir seferberlik zamanı. Yarın o tribünlerin 7’den 70’e dolacağına yürekten inanıyorum. Ancak bu büyük destekle birlikte dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta da var: Unutmayalım ki bu yol uzun. Yarınki maç sadece bir adım. Tribünlerde yaşanacak en küçük bir taşkınlık, bu yolculukta bize ağır bedeller ödetebilir.
Coşkuya evet, desteğe evet, şova evet. Ama taşkınlığa asla…
Halk arasında güzel bir söz vardır: “Bizim oralarda insanı sopayla döverler” diyenlere karşılık, “Bizim oralarda insanı börekle döverler” derler. İşte biz de rakibimizi hem en iyi şekilde ağırlamalı hem de sahada mücadelemizi verip yolcu etmeliyiz. Çünkü bize yakışan budur. Tribünün gücünü, sporun dostluk ve kardeşlik olduğunu göstererek ortaya koymalıyız. Rekabetin sadece sahada kaldığını herkese bir kez daha hatırlatmalıyız. Eskişehir’de artık gerçekten seferberlik zamanı.
Tıpkı harçlıklarını su tabancası almak yerine kulübüne bağışlayan 5 yaşındaki Hüseyin Buğra’nın yaptığı gibi… Hepimizin fedakârlık yapma zamanı. Çünkü sahada mücadele eden bu gençler bunu fazlasıyla hak ediyor. İnanıyorum ki onlar da bu desteğin karşılığını sahada en güzel şekilde verecekler.
Bir şölene her zamankinden daha yakınız. Tıpkı Ankara’da, Konya’da, İstanbul’da yaşadığımız o sevinçlerin, coşkuların bir yenisini yaşamak için artık geri sayıma geçtik. Kus saati çoktan görevini yapmaya başladı. O büyük gün geldiğinde değil şimdi de, bayraklar sandıklardan çıkacak, atkılar omuzlara asılacak ve bu şehir yeniden o eşsiz futbol coşkusunu yaşayacak. Haydi hep birlikte seferberliğe…Bu kez dev ekranlardan değil tribünlerden destek için hazırlıklara başlayalım.