Öyleydi, böyleydi… Artık milyonlarca sessiz yığının sesi olması gereken, özellikle de ana muhalefet partisi, kendisine çizilen fasit bir dairenin içinde dönüp dururken iktidar kanadı ellerini ovuşturup bir kenarda bekliyor. Apartmanın alt katında yangın var. Dar ve sabit gelirli kesimler adeta Bakan Şimşek’in Orta Vadeli Ekonomik Programı’nın kürek mahkûmları gibi çaresizce beklerken, siyaseten milyonların sesi olması gereken CHP’nin kendi iç sorunlarıyla baş başa kalması kabul edilebilir bir şey değil. İnsanlar hayat pahalılığı karşısında her gün biraz daha nefessiz kalırken, siyasetin kendi içine kapanması toplumun beklentileriyle örtüşmüyor.
Yaklaşık 4 milyon hazine destekli 20 bin liralık emekli maaşına mahkûm edilmiş insanın, çalışma hayatının içinde olup da 28 bin 75 liralık ve artık neredeyse ortalama ücret haline gelen asgari kazançla yaşam mücadelesi veren milyonların sesi olması gerekenler, mahallelerindeki kuyuya atılan taşı çıkarmak için mücadele ediyor. Oysa vatandaşın önceliği çok farklı. Market rafları, kira sözleşmeleri, elektrik faturaları ve çocuklarının geleceği insanların gerçek gündemini oluşturuyor. Demokrasi ve hukuk tartışmalarının gölgesinde “Mutlak Butlan” denilen taşın siyaset dünyasında sebep olduğu tahribatın ağır sonuçlarını henüz tam olarak yaşamadık. Siyasi krizlerin ekonomik maliyeti çoğu zaman rakamlara yansımadan önce vatandaşın mutfağına yansıyor.
Hukuken tartışmalı her kararın ardından Merkez Bankası rezervlerinde yaşanan erimenin faturasını ne zaman ve nasıl ödeyeceğiz? Zaten pamuk ipliğine bağlı ekonomik dengelerin her sarsılmasında fatura dönüp dolaşıp yine garibana kesiliyor. Yaşadığımız tartışmaların magazinsel bir boyutu olup olmadığını zaman zaman düşünüyorum. Arınma ve siyasi ahlak dersi vermeye kalkanların, kendi heybelerindeki yükleri ve eksikleri görmeden yol alabileceklerini düşünemiyorum. Eskilerin çok kullandığı “saçı bitmedik yetimlerin hakkı” sözü bugün her zamankinden daha anlamlı geliyor. Memleketin içinde bulunduğu olağanüstü şartlara her defasında yeni bir bahane üretmek zorunda kalanlar, farkında olarak ya da olmayarak bu ülkenin çocuklarının geleceğinden, eğitiminden, sağlığından ve refahından da eksiltiyorlar.
Artık hiçbir gerekçe, hiçbir mazeret çuvala sığmayan mızrağın görüntüsünü gizlemeye yetmiyor. Çarşıdaki, pazardaki yangının söndürülmesi her defasında erteleniyor. Çiftçi tarlasına atacağı gübreyi bulamıyor, bulsa da fiyatı karşılayamıyor. Sanayici çarkları döndürmek için finansmana ulaşamıyor. Esnaf günü kurtarmanın hesabını yapıyor. Gençler ise geleceklerini başka ülkelerde aramanın yollarını araştırıyor. Ama bütün bunlara rağmen bize sürekli olarak “ekonomi büyüyor” deniliyor. İnsanlar büyüme oranlarına değil, ay sonunu getirip getiremediklerine bakıyor. Enflasyonun kaç puan düştüğünden çok, alışveriş arabasının neden her hafta biraz daha boşaldığını sorguluyor. İnsanlar mutfakta kaynatamadıkları aşın, yakamadıkları elektriğin ve doğalgazın, evlerine götüremedikleri ekmeğin hesabını yaparken; bütün bu sorunların çözümü için gayret göstermesi, kafa patlatması ve çıkış yolu üretmesi gereken siyaset kurumunun üst katta kahve keyfi yapmasını kabul etmek mümkün değil.
Çünkü vatandaş artık kimin hangi koltuğa oturacağından çok, kendi evindeki sofranın nasıl dolacağını düşünüyor. Her şeyi kazanmak ve koltukları muhafaza etmek üzerine kendilerini konumlandıranların, bunun için meşruiyeti tartışmalı uygulamalara başvurmasını kabullenmek de kolay değil. Siyasetin asli görevi kendi iç hesaplaşmalarını büyütmek değil, alt kattaki yangını söndürmektir. Çünkü yangın büyüdüğünde dumanı sadece alt katı değil, bütün apartmanı sarar.