Geçtiğimiz gün bizim yerli (!) üç harfli marketlerden birine girdim. Evden verilen görev netti: "Patatesle soğan al gel." Ne kadar masum bir cümle değil mi? Eskiden... Şimdi neredeyse "Bankadan kredi çek de gel!" demekle eşdeğer hale geldi.
Sebze reyonuna yöneldim. Kuru soğanın fiyat etiketini görünce önce gözlüğümü çıkardım, camını sildim. Sonra etikete bir daha baktım. Bu kez gözlüğü suçlayamayınca kendi gözlerimden şüphe etmeye başladım. Aklıma Ömer Seyfettin'in Forsa hikâyesindeki Memiş Ağa geldi. Yıllarca esir kaldıktan sonra ufukta beliren Türk kadırgalarını görünce "Rüya mı, gerçek mi?" diye başına taş vuruyordu ya... Ben de neredeyse elimdeki alışveriş sepetini kafama indirecektim.
Çünkü daha bir ay önce 10-15 lira civarında satılan kuru soğan, markette tam 84 liraya kurulmuştu. Kuru soğan değil sanki... Borsa yatırım aracı! Dayanamadım, tezgahtaki görevliye sordum: "Evladım, bu fiyat doğru mu?" Yüzüme baktı, hafifçe gülümsedi. "Soğanı gelin ettik ağabey..." Öyle söyledi ama sanki devamını da getiriyordu: "Altın takısı eksik kaldı." Ben de "Bu saatten sonra daha da kuru soğan almam." deyince bu kez hiç düşünmeden şu cevabı yapıştırdı: "Kim tutar soğanı... Salın gitsin!" İşte günün en gerçekçi ekonomi yorumu buydu. Bir market çalışanının yaptığı şaka, saatlerce dinlediğimiz ekonomi programlarından daha açıklayıcıydı. Neyse ki patates, soğan kadar havalara girmemişti. O da rafın üzerinde bildik pazarlama numarasıyla 49,90 TL yazıyordu. Yani sözde elli lira değil! Şu 10 kuruş var ya... Sanki insanın cebinde kalınca ekonomik reform yapılmış oluyor.
Fiyatlara bakarken yıllar önce kurulan tanzim satış çadırları geldi aklıma. Hatırlarsınız... Patates ve soğan depolarına baskınlar yapılır, stokçular ekranlardan eksik olmazdı. Şimdi ne depolara baskın var... Ne de fiyatlara yetişebilen. Bu kez "Belki başka markette daha ucuzdur." diyerek ulusal üç harflilerden birine daha uğradım. Bu kez soğan 54 liraydı. İnanır mısınız...84 lirayı görünce 54 lira bana indirim gibi geldi. Ekonominin insan psikolojisi üzerindeki en ilginç deneylerinden biri de bu olsa gerek. Tam birkaç kilo seçerken genç bir market çalışanı yanıma geldi. "Amca," dedi, "bu aralar patatesle soğana ilgi çok arttı. Sebebi ne acaba?" Anladım ki mutfakla henüz tanışmamış.
Gülümsedim. "Evladım," dedim, "Çünkü millet artık etin yanına patates koymayı bıraktı." Bir an sustu. Sonra ben devam ettim: "Vatandaşın taş kaynatacak hâli yok. Mecburen tencerede soğanla patates birbirine arkadaşlık ediyor." Aslında durum tam da bu. Bir dostum var. Yıllarca mevcut iktidarı büyük bir heyecanla savundu. Geçen gün otururken iç çekip şöyle dedi: "Galiba bunlar herkesi yoksullukta eşitlemeye karar verdi." Eskiden bu cümleye itiraz eden çok olurdu. Bugün market fişini cebinden çıkaran kimsenin laf edecek mecali kalmadı. İşin en düşündürücü tarafı ise şu: Tam mevsimindeyiz. Tarlalar bereketli. Hasat iyi. Ürün bol. Ama fiyatlar sanki kıtlık yaşanıyormuş gibi. Üretici kazanamıyor. Tüketici alamıyor.
O zaman insan ister istemez soruyor: Bu işten kim kazanıyor? Haziran ayında açıklanan enflasyon rakamları ne söylerse söylesin... Temmuz ayının gerçek enflasyonunu yine market kasaları açıklayacak.
Çünkü vatandaş artık TÜİK'in açıkladığı rakamlardan çok, kasiyerin uzattığı fişe inanıyor. Ve o fiş, her geçen gün biraz daha uzuyor. Eskiden "Kuru soğana muhtaç olmak" diye bir deyim vardı. Galiba artık onu da güncellemenin zamanı geldi. Çünkü bugün mesele kuru soğana muhtaç olmak değil... Kuru soğanı bile hesap ederek almak zorunda kalmak. İşte asıl acı olan da bu...