Ne kadar farkındayız bilmiyorum ama bilenler biliyor… Yaz ayları artık yavaş yavaş geride kalıyor. Havalar bir süre daha sıcak gider mi, onu bilemem. Ancak özellikle dar ve sabit gelirli vatandaşlar, emekliler ve asgari ücretliler açısından zaten zor geçen yaz günlerinin ardından daha da zor bir dönemin kapıda olduğunu söylemek için kâhin olmaya gerek yok.

Asıl mesele ise şu: Siyasetin gündeminde vatandaşın geçim derdi ne kadar var? Bana sorarsanız, neredeyse hiç yok… Çünkü seçilmişlerin ekonomi üzerindeki etkisi çoğu zaman vatandaşın yaşadığı sıkıntıları dinlemek, duymak ve bunları ilgili yerlere iletmekten ibaret. Tabii birileri gerçekten duyarsa…

Siyasetin gündemi ne yazık ki başka…

İktidar kanadındaki siyasetçilerin önemli bir bölümünün, vatandaşın yaşadığı ekonomik sıkıntıyı görmekte zorlandığını düşünüyorum. Hatta zaman zaman “toz pembe” bir tablo çizmekten bile özellikle kaçınıyorlar. Çünkü vatandaşın pazarda, markette, kasada ne yaşadığını anlatmaya başladığınızda rakamların diliyle hayatın gerçekleri birbirine pek uymuyor.

Muhalefete gelince… Orada da tablo çok farklı değil.

Parça parça edilmiş ve böyle kurgulanmış bir muhalefet, kendi içerisinde bitmek bilmeyen tartışmalar ve birkaç medya kanalı dışında geniş kitlelere ulaşmakta zorlanan bir siyasi yapı…

Geçtiğimiz günlerde CHP’den ayrılarak kurucuları arasında yer aldığı YENİ Parti’deki çalışmalar hakkında bilgi veren aynı zamanda Genel Başkan Yardımcısı da olan Utku Çakırözer, ulaştıkları üye sayısından ve vatandaşların yaptığı maddi katkılardan söz etti. 400 milyon liranın üzerinde destek ve 500 binin üzerinde üyeye ulaştıklarını ifade etti.

İyi güzel de… Vatandaşın mutfaktaki yangını büyürken siyasetin enerjisinin önemli bölümünün örgütlenmeye, üye sayılarına ve siyasi hesaplaşmalara harcanması ne kadar doğru? Onlarda haksız değil. Nasıl vakit bulabilsinler ki? Eylül ayı geldi. Okullar açılacak. Öte yandan kış kapıyı çalacak. Yakıt paraları, enerji fiyatlarındaki artışlar ve kapıda bekleyen ulaşım zamları.. Şimdi veliler kendi derdine düştü. Kayıt işlemleri, kırtasiye, okul kıyafeti, ayakkabı, servis, beslenme çantası…

Liste uzayıp gidiyor. Daha okulun kapısı açılmadan aile bütçesinde ciddi bir delik oluşuyor. Tam da bu noktada Esnaf Odaları Birliği Başkanı Adnan Karamanlı bir çağrıda bulunuyor: “Okul alışverişlerinizi yerli esnafımızdan yapın!” Haksız mı? Elbette değil… Yerel esnafın ayakta kalması, paranın şehir içerisinde dönmesi ve küçük işletmelerin yaşaması hepimiz açısından önemli.

Ama bir de vatandaşın penceresinden bakalım. Vatandaş bugün alışveriş yaparken “Nereden alayım?” sorusundan önce “Bunu nasıl alacağım?” diye düşünüyor. Bir kuruşun hesabı yapılıyor. Emekli maaşıyla ay sonunu getirmeye çalışan, asgari ücretle ev geçindiren, çocuğunun okul masrafını düşünürken kendi ihtiyacını erteleyen milyonlarca insan var.

İşte siyasetin artık tam da bu tabloya bakması gerekiyor. Çünkü önümüzde sadece yeni bir mevsim yok. Önümüzde yeni bir ekonomik sınav var. Ve korkarım ki bu sınavın en ağır yükünü yine siyasetin kürsülerinde konuşulmayan vatandaş taşıyacak. Çünkü hayatın gerçeği rakamlarda değil, market kasasında ortaya çıkıyor. Ve o kasa fişi uzadıkça, vatandaşın sabrı kısalıyor…