Bir büyüğümden duymuştum bu sözü. Çok hoşuma gitmişti: “Eski berbere yeni tıraş olunmaz!” Tam da bugünleri anlatan güzel bir söz… Siyasette “Mutlak Butlan” kararıyla taşların yerinden oynadığı bir dönemden geçiyoruz. Aynı şeyleri tekrar ederek kimsenin kafasını ütülemeye gerek yok. Kısaca hatırlayalım… Özgür Özel ve arkadaşları CHP’nin dışına itildikten sonra YENİ Parti’yi kurdular. Geçmişte CHP’de yol arkadaşlığı yaptıkları insanların önemli bir bölümüyle birlikte yola çıktılar. Kısa sürede teşkilatlanma barajını aşarken, bağış kampanyasıyla da yarım milyara yakın bir kaynağı parti kasasına koydular. Mevcut belediye başkanlarının yüzde 65’inin YENİ Parti’ye geçtiği, üye sayısının da 400 binin üzerine çıktığı ifade ediliyor. Bunlar elbette önemli gelişmeler.
Ama tam burada asıl hikâye başlıyor. Çünkü bir siyasi partiyi kurmak başka, toplumda kalıcı bir karşılık oluşturmak bambaşka… Geçmişteki siyasi partilerinin tabanından aldıkları güçle yola çıktılar. Şimdi asıl sınavları, bu tabanın üzerine yeni insanları ve yeni düşünceleri ekleyip ekleyemeyecekleri olacak.
Yeni bir siyasi dil oluşturabilecekler mi? Toplumun farklı kesimlerini kuşatabilecekler mi? Yoksa eski kadrolar, eski söylemler ve eski siyasi alışkanlıklar yeni bir tabela altında mı devam edecek? İşte bunu yakın zamanda göreceğiz.
Kurultay süreci bu açıdan önemli. Parti vitrini, kadroları, söylemi ve ortaya koyacağı politikalar, YENİ Parti’nin gerçekten ne kadar “yeni” olduğunu gösterecek. Çünkü CHP geleneğiyle siyaset yapılacak, CHP tabanından gelen isimler ağırlıklı olarak vitrinde tutulacak ve geçmişin söylemleri büyük ölçüde devam edecekse insan ister istemez soruyor: Bunun eskisinden ne farkı var? Özgür Özel ve arkadaşlarının bugün gördüğü toplumsal desteğin önemli bir bölümünde, geçmişte yaşadıkları siyasi mağduriyetlerin de payı olduğu açık. Ancak mağduriyet siyaseti bir yere kadar taşır. Sonrasında icraat, kadro, liyakat, şeffaflık ve toplumla kurulan gerçek ilişki konuşmaya başlar.
Bir de işin bürokrasi boyutu var ki burada çok daha dikkatli olunması gerekiyor. Yerel yönetimler eliyle bürokrasiye siyasi inisiyatif verilmesi, kamu çalışanlarının parti tercihleri konusunda doğrudan ya da dolaylı bir baskı hissetmesi hangi siyasi parti tarafından yapılırsa yapılsın yanlıştır. Bir bürokratın kendisinin partiye üye olması zaten hukuken ve etik açıdan ayrı bir tartışma konusuyken, altında çalışan insanları partiye üye olmaya çağırması, hatta bunu ima etmesi bile son derece sakıncalıdır.
Çünkü bazen “üye ol” demeye gerek yoktur. Bir bakış, bir telefon, bir beklenti bile çalışan tarafından baskı olarak algılanabilir. Bunun adı da pekâlâ mobbing olabilir.
Siyasetin bürokrasiye teslim edilmesi, geçmişte eleştirilen uygulamaların başka bir biçimde yeniden ortaya çıkmasından başka bir sonuç doğurmaz. YENİ Parti gerçekten yeni olmak istiyorsa, önce eski siyasi alışkanlıklardan kurtulmalı. Yeni isimler, yeni yüzler, yeni bir dil ve en önemlisi yeni bir anlayış ortaya koymalı. Yoksa sadece tabela değişir, siyaset değişmez.
Son sözü ise siyasetçiler değil, toplum söyleyecek. Çünkü sandık, herkes için en gerçek aynadır. Ve o gün hep birlikte göreceğiz: Eski berbere gerçekten yeni tıraş olunuyor mu, olunmuyor mu?