Eskiden ölçü ve tartı aletlerinin bir ayarı vardı. Yılda bir kez denetimler yapılır, esnaf kullandığı terazi, kantar ve benzeri ölçü aletlerini kontrol ettirirdi. Terazinin şaşıp şaşmadığına bakılır, ölçünün doğruluğu denetlenirdi.
Şimdi teknoloji gelişti, hayat dijitalleşti. Teraziler değişti, ölçü aletleri değişti, alışveriş biçimleri değişti. Ama galiba değişmeyen tek şey, ölçüp biçme ihtiyacı… Benim bugün sözünü ettiğim terazi ise bildiğimiz terazi değil.
Esnafın da terazisi şaşmış! Üstelik bu kez terazinin kefelerine mal değil, fiyat konuluyor. Yüksek enflasyon ortamında esnaf neyi kaça aldığını, yarın aynı ürünü kaça alacağını, dolayısıyla bugün kaça satması gerektiğini kestirmekte zorlanıyor. Tüketici ise etiketlere bakarken şaşkın, esnaf fiyat belirlerken tedirgin…
Geçenlerde kablosuz mouse için iki adet ince kumanda pili gerekti. Bir markete girdim. Dört adet pil için 60 lira ödedim. Şaşırdım mı? Doğrusu çok şaşırmadım. Çünkü daha bir ay önce 30 liraya aldığım pilin fiyatının yüzde 100 artmış olmasını bile artık hayatın olağan akışı içinde karşılamaya başlamıştık.
Fakat asıl şaşkınlığı birkaç gün sonra yaşadım. Arkadaşların ihtiyacı olan aynı pilden dört adet almak için bu kez toptancı olarak hizmet veren bir işyerine girdim. Aynı marka, aynı ürün, üstelik toptan satış yapan bir yer… Fiyat 75 lira! Bir hafta içinde 60 liradan 75 liraya… İnsan ister istemez soruyor: Bu terazinin ayarı nerede bozuldu?
Bir başka örnek daha vereyim. İşyerinde çakmak lazım oldu. Masanın üzerinde altı çakmak vardı ama hepsi boştu. Çıktım, daha önce 10 liraya doldurulan çakmakları bir çakmakçıya götürdüm. “Ne kadar?” diye sordum. 120 lira! “Yanlış hesaplamadınız mı?” dedim. “Yok, yok” dedi genç kız. “Daha önce 10 liraya dolduruyorduk, şimdi 20 liraya dolduruyoruz.” Altı çakmak, 120 lira… Tezgâha gözüm ilişti. Bir çift çakmak 25 liraydı. O anda genç kızın yüzüne baktım. Anladığım kadarıyla okul öncesi biraz harçlık çıkarmak için geçici olarak çalışıyordu. “Bu çakmakları doldurmak yerine yenisini alsam daha ucuza geliyor” diyebilirdim.
Demek ki artık mesele sadece fiyat değil. Fiyatın mantığını sorgulamak bile başlı başına bir mesele haline gelmiş. Eskiden terazi şaştığında ölçü eksik çıkardı. Bugün ise fiyatlar şaşıyor; tüketici ne aldığını, esnaf ne sattığını, hatta bazen ikisinin de neye göre fiyat belirlediğini anlamakta zorlanıyor. Üstelik bu hikâyede suçlu aramak da kolay değil. Çünkü çoğu zaman esnaf da tüketici kadar şaşkın. O da bugün sattığı malı yarın aynı fiyata yerine koyup koyamayacağını bilmiyor. Tüketici ise cebinden çıkan paranın karşılığını sorgularken her gün biraz daha yoruluyor. Belki de mesele artık yalnızca terazinin ayarını kontrol etmek değil. Çünkü terazi şaştığında yeniden ayarlanabilir. Ya fiyatların ayarı şaşarsa? İşte asıl mesele burada.
Bugün markette, bakkalda, toptancıda, çakmakçıda gördüğümüz rakamlar bize sadece hayat pahalılığını anlatmıyor. Aynı zamanda fiyat duygumuzun da değiştiğini gösteriyor. Eskiden 30 liradan 60 liraya çıkan bir ürüne şaşardık. Şimdi 60 liradan 75 liraya çıkınca sadece “Ne zaman olmuş?” diye soruyoruz. Galiba en büyük tehlike de bu. Terazinin şaşmasına alışmak değil; terazinin doğru halini hatırlamamaya başlamak…