Türkiye’de bugün yeniden “af”, “toplumsal barış”, “silahların bırakılması”, “bölücülük” ve “devletin otoritesi” tartışılıyor. Bu tartışmaların sağlıklı yapılabilmesi için Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına dönüp bakmak gerekiyor. Çünkü Atatürk döneminin bize bıraktığı önemli bir devlet yönetimi tecrübesi var. Devlet, egemenliğine ve ülkenin bütünlüğüne yönelik silahlı kalkışmalar karşısında taviz vermemiş; fakat tehdit ortadan kalktığında geçmişin hesabını sonsuza kadar sürdürmek yerine af yolunu da kullanabilmiştir.

BİRBİRİNİN KARŞITI DEĞİL

Bu iki tutum birbirinin karşıtı değildir.Tam tersine, güçlü devlet anlayışının iki tamamlayıcı unsurudur.1923'te Cumhuriyet ilan edildiğinde Türkiye, bugünkü gibi kurumsallaşmış ve ekonomik bakımdan güçlü bir devlet değildi.İmparatorluktan devralınan ağır miras, savaşların yarattığı yıkım, ekonomik sıkıntılar, yerel güç odakları ve yeni rejime karşı siyasal-dinî dirençler Cumhuriyet'in önündeki temel sorunlardı.1924-1938 arasında farklı niteliklerde çok sayıda ayaklanma yaşandı.

DEVLET OTORİTE

Ancak bütün bu olayların ortak bir başka yönü vardı. Genç Cumhuriyet, merkezi devlet otoritesini tesis etmek zorundaydı .Bu nedenle Cumhuriyet'in ilk yıllarında devletin güvenlik politikaları son derece sert oldu. Bu sertliğin en önemli örneklerinden biri Şeyh Sait İsyanı sonrasında alınan önlemlerdi. Fakat hikâyenin yalnızca bu bölümünü anlatmak, Cumhuriyet'in devlet anlayışını eksik anlatmaktır. Çünkü aynı Cumhuriyet, daha sonra af çıkarmayı da bildi.

ATATÜRK DÖNEMİNDE AF

Atatürk döneminin ilk genel af kanunu 26 Aralık 1923'te çıkarıldı.Bu kanunla 29 Ekim 1923'e kadar işlenen suçların cezalarının yarısı affedildi veya indirildi. Ama Milli Mücadele döneminde vatana ihanetle ilişkilendirilen ve “Yüzellilikler” olarak bilinen kişiler kapsam dışında bırakıldı.1924'te bir başka genel af çıkarıldı.1933'te Cumhuriyet'in 10. yılı dolayısıyla çok daha kapsamlı bir af kanunu kabul edildi. Ancak devlet güvenliği açısından ağır görülen bazı suçlar bu kapsamın dışında tutuldu.Ve en dikkat çekici gelişme 1938'de yaşandı.

DEVLET ÖZGÜVENİ

Atatürk'ün ölümünden kısa süre önce, 1938'de çıkarılan af kanunuyla “Yüzellilikler” olarak bilinen kişiler de affedildi.Üstelik mesele yalnızca birkaç kişinin affedilmesi değildi.1938 Af Kanunu'yla Yüzellilikler, Heyet-i Mahsusa kararlarıyla ceza alanlar ve İstiklal Mahkemesi mahkûmları bakımından af düzenlemeleri yapıldı. İstiklal Mahkemesi mahkûmlarından yaklaşık 25 bin kişinin cezası da affedildi. Burada çok önemli bir devlet aklı ortaya çıkıyor.1938'de Cumhuriyet artık 1923 Cumhuriyeti değildi. Devlet kurumları yerleşmişti. Devrimler gerçekleştirilmişti. Merkezi otorite güçlenmişti. Cumhuriyet rejimi kökleşmişti. Devlet, geçmişte kendisine karşı duranlara karşı bile “Ben artık kendime güveniyorum” diyebilecek bir noktaya gelmişti. Bu, zayıflık değil; devlet özgüvenidir.

HER AFFIN KOŞULLARI VAR

Buradan “Atatürk döneminde herkes affedildi” sonucu çıkarılamaz.Tam tersine, 1938 affının bile koşulları vardı. Yüzelliliklerin dönüşüne ilişkin bazı kısıtlamalar getirildi; örneğin kamu hizmetinde bulunmalarına yönelik süreli yasak uygulandı. Yani Cumhuriyet'in mesajı şuydu. “Devlet affedebilir; fakat devlet hafızasını kaybetmez. ”Bugünkü tartışmalar açısından asıl ders burada yatıyor.

BUGÜN NE TARTIŞIYORUZ

Bugün Türkiye'de “terörsüz Türkiye”, silahların bırakılması, toplumsal bütünleşme ve geçmişte yaşanan çatışmaların nasıl sona erdirileceği tartışılıyor Silahlar susar, terör sona erer, vatandaşlık hukuku ortak payda haline gelir ve Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasal düzeni kabul edilirse devletin geçmişte olduğu gibi geleceğe bakabilmesi mümkündür.

AF TESLİMİYET DEĞİL

Bu tartışmalarda asıl soru şudur. Devlet ne zaman sertleşeceğini, ne zaman affedeceğini ve affın sınırlarını belirleyebilecek kadar güçlü mü?Atatürk döneminin bu açıdan en önemli dersi, yalnızca isyanların bastırılması değildir. Asıl ders şudur. Cumhuriyet, gerektiğinde mücadele etti; fakat mücadeleyi devlet politikasının sonsuz amacı haline getirmedi. Çünkü devletin amacı intikam değildir. Devletin amacı düzeni, güvenliği, bağımsızlığı ve milletin bütünlüğünü korumaktır. Atatürk döneminin bugüne bırakabileceği en önemli devlet aklı belki de budur: