Ankara'nın caddelerinde yürüyenler, Eskişehir’deki madende çalışan Eskişehirli hemşerilerimiz, yalnızca bir grup işçi değildir. Onlar, yerin yüzlerce metre altında Türkiye'nin zenginliğini çıkaran madencilerdi. Eskişehir Mihalıççık'tan Ankara'ya uzanan bu yürüyüş, sadece ödenmeyen ücretlerin değil, üretimin ve emeğin geleceğinin de sorgulandığı bir yürüyüştü.

SİYASİ BAĞIMSIZLIK

Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında madenler, ekonomik bağımsızlığın temel direklerinden biri olarak görülüyordu. "Siyasi bağımsızlık ekonomik bağımsızlıkla tamamlanır" anlayışıyla madenler devlet politikalarının merkezine yerleştirildi. 1935'te kurulan Etibank ve Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü, yalnızca maden arayan kurumlar değildi; Türkiye'nin sanayileşme hamlesinin öncü kuruluşlarıydı. O yıllarda maden, sadece çıkarılacak bir hammadde değil, kurulacak fabrikaların, üretilecek makinelerin ve ekonomik bağımsızlığın anahtarı olarak görülüyordu. Bugün ise Eskişehirli madencilerin Ankara'da haklarını aramak zorunda kalması düşündürücüdür. Bir yanda üretimin artırılması konuşulurken, diğer yanda üretimin en ağır yükünü omuzlayan emekçiler seslerini duyurabilmek için başkentin sokaklarında yürümek zorunda kalıyor.

SIRADAN DEĞİL

Madencilik sıradan bir sektör değildir. Enerji güvenliği, savunma sanayi, demir-çelik, seramik, cam ve kimya sanayi maden olmadan ayakta duramaz. Yer altındaki cevher, ancak madencinin emeğiyle ekonomik değere dönüşür. Bugün Türkiye'nin asıl ihtiyacı daha fazla ithalat yapmak değil, daha fazla üretmektir. Daha fazla üretimin yolu ise yalnızca yeni maden sahaları açmaktan geçmez. Üreten insanı korumaktan, emeğin karşılığını zamanında vermekten ve iş güvenliğini tavizsiz sağlamaktan geçer.

ESKİŞEHİR’DEKİ OCAKLAR

Eskişehir, yalnızca organize sanayi bölgeleriyle değil, Mihalıççık'ın maden ocaklarıyla da Türkiye ekonomisine katkı sunuyor. Bu nedenle burada yaşanan her sorun, sadece birkaç işçinin meselesi değildir. Bu mesele, üretim zincirinin ilk halkasını ilgilendiren milli bir meseledir.

Bir başka gerçek daha var. Türkiye, bor başta olmak üzere birçok stratejik maden rezervinde dünyanın önde gelen ülkelerinden biridir. Ancak bu zenginliği gerçek refaha dönüştürmenin yolu ham madde satmak değil, yüksek katma değerli ürün üretmektir. Bunun için de güçlü kamu planlamasına, teknolojiye ve nitelikli iş gücüne ihtiyaç vardır.

İNSAN ÖNEMLİDİR

Madencinin emeğini korumayan bir ülke, yer altındaki servetini de tam anlamıyla değerlendiremez. Çünkü üretimin en önemli sermayesi makine değil, insandır. Ankara'da yükselen madenci sesi yalnızca bir ücret talebi değildir. O ses, "Üreten Türkiye güçlü Türkiye'dir" diyenlerin sesidir. O sesi duymak, sosyal adalet kadar ekonomik kalkınmanın da gereğidir.

Cumhuriyet'in ilk yıllarında madenler nasıl milli kalkınmanın lokomotifi olduysa, bugün de aynı anlayışa ihtiyaç vardır. Üreteni koruyan, emeği yücelten ve stratejik sektörleri planlı biçimde destekleyen bir Türkiye, yalnızca bugünün sorunlarını çözmez; geleceğin güçlü ekonomisini de inşa eder.

NEDEN ÖNEMLİDİR?

Madencilik, Türkiye'nin stratejik sektörlerinden biridir. Enerji üretimi, demir-çelik sanayisi, seramik, çimento ve savunma sanayi başta olmak üzere birçok sektör madenciliğe dayanır. Maden ocakları durursa fabrikalar yavaşlar, üretim zinciri zayıflar, ekonomi zarar görür. Türkiye'nin ihtiyacı, emeği ile sermayeyi karşı karşıya getiren değil, hukuku işleten, alın terini koruyan ve üretimi önceleyen bir anlayıştır. Çünkü güçlü ekonomi, güçlü sanayi ve bağımsız bir Türkiye'nin yolu, madencinin baretinden, işçinin emeğinden ve üretimin sürekliliğinden geçmektedir.