Temmuz ayı verileri bir kez daha acı gerçeği gözler önüne serdi. Sivri biberden kuru soğana, patatesten birçok ürüne kadar market fiyatları hızla yükseliyor. Ancak asıl sorulması gereken soru şudur: Neden her yıl aynı tabloyu yaşıyoruz? Çünkü Türkiye, fiyatları değil üretimi konuşmayı uzun zamandır ihmal ediyor. Önceki gün gittiğim, Türkiye çapındaki bir markette kuru soğanın kilosuna 55 lira etiket konulduğunu gördüm. Üretimimiz ve plansızlığımız gerçekten alarm veriyor.

ÜRETİMDEN VAZGEÇMEK

Üretici artan mazot, gübre, ilaç, tohum ve sulama maliyetleri altında eziliyor. Ürününü para etmediği için bir sonraki yıl ekimden vazgeçiyor. Üretim azalınca piyasada arz daralıyor, raflardaki fiyatlar tırmanıyor. Sonra çözüm yine ithalatta aranıyor. Oysa ithalat, üretimin yerini tutmaz; sadece sorunu erteler. Bugün Türkiye'nin ihtiyacı, günü kurtaran tedbirler değil, üretim odaklı bir tarım seferberliğidir. Hangi bölgede hangi ürünün ne kadar üretileceği bilimsel esaslarla planlanmalı; üretici daha tarlaya tohum atmadan destekleri ve alım garantisini bilmelidir. Tarım, piyasanın insafına bırakılamayacak kadar stratejik bir sektördür.

ESKİŞEHİR’İN ORTA YERİ

Eskişehir de bu tablonun tam ortasındadır. Verimli ovalarıyla Türkiye'nin önemli üretim merkezlerinden biri olan kentte su yönetimi, sulama yatırımları ve üreticinin desteklenmesi her zamankinden daha büyük önem taşıyor. Porsuk Havzası'nın ve Sakarya Nehri'nin su potansiyeli doğru değerlendirilmeden, DSİ'nin yatırımları hızlandırılmadan üretimde kalıcı artış sağlamak kolay değildir.Diğer yandan üretici ile market arasındaki uçurum da kabul edilemez boyutlara ulaşmıştır. Çiftçinin tarlada sattığı ürün, tüketicinin sofrasına ulaşıncaya kadar katlanarak pahalanıyor. Bu zincirde en az kazanan üretici, en fazla ödeyen ise tüketici oluyor. Kazanan ise çoğu zaman üretmeyen aracılar oluyor.

TOPRAK VAR
Türkiye'nin bereketli toprakları vardır. Eksik olan toprak değil; planlama, koordinasyon ve üreticiyi merkeze alan politikalardır. Tarım yalnızca ekonomik bir faaliyet değildir. Aynı zamanda milli güvenlik, gıda güvenliği ve bağımsızlık meselesidir.

Bugün atılacak doğru adımlar, yarının sofralarını belirleyecektir. Çiftçinin yeniden umutla üretmesi sağlanmadan ne enflasyon kalıcı olarak düşer ne de vatandaş uygun fiyatla gıdaya ulaşabilir. Üreten Türkiye, güçlü Türkiye'dir. Bunun yolu ise ithalat kapılarından değil; tarladan, çiftçiden ve planlı üretimden geçmektedir.

ÜRETİMİN ZAYIFLAMASI

Pazardaki yangının nedeni sadece enflasyon değildir. Sivri biberin, kuru soğanın, patatesin fiyatı artıyor; üretici ise çoğu zaman emeğinin karşılığını alamıyor. Aynı ürünü tarladan ucuza satan çiftçi ile markette pahalıya almak zorunda kalan tüketici aynı sistemin mağdurudur. Üretim planlanmadığında bir yıl ürün fazlası yaşanıyor, ertesi yıl ise aynı ürün rafta lüks hale geliyor. Çiftçi zarar ettiği için ekim alanını daraltıyor, girdi maliyetleri arttıkça üretimden uzaklaşıyor. Sonuçta arz azalıyor, fiyatlar yükseliyor.

ÜRETİMLE AŞARIZ

Türkiye, tarımda ithalatla değil üretimle güçlenebilir. Bereketli topraklara sahip bir ülkenin raflarda yüksek fiyatları konuşması kader değildir. Doğru planlama, güçlü üretici ve etkin kamu politikalarıyla hem çiftçi kazanır hem tüketici uygun fiyata gıdaya ulaşır.

Çözüm, tarlayı yeniden Türkiye'nin en stratejik alanı haline getirmekten geçiyor. Üreten bir Türkiye, yalnızca ekonomik açıdan değil, gıda güvenliği ve milli bağımsızlık açısından da geleceğini güvence altına alacaktır. Bu yazıyı tamamladıktan sonra, Odunpazarının tarihi bölgesindeki semt pazarına gideceğim. Bakalım neyle karşılaşacağım.