Ormanlar yalnızca ağaç topluluğu değildir. Orman; suyun kaynağı, toprağın güvencesi, tarımın sigortası, sanayinin hammaddesi ve milletin ortak servetidir. Bu nedenle ormanı korumak, sadece çevreciliğin değil, aynı zamanda milli ekonominin ve milli güvenliğin de temel konularından biridir.Orman-İş Sendikası Genel Başkanı Settar Aslan'ın, "Orman işçisinden tasarruf edilmez." sözü tam da bu gerçeği anlatmaktadır. Çünkü orman yangınlarıyla mücadelede en büyük güç, yılların deneyimine sahip eğitimli orman işçileridir.
ESKİŞEHİR’DEKİ YANGIN
2025 yılında Eskişehir'in Seyitgazi ilçesinde yaşanan büyük orman yangını, Türkiye'nin hafızasına acı bir şekilde kazındı. Yangına müdahale eden 5 orman işçisi ile 5 AKUT gönüllüsü görevleri başında yaşamını yitirdi. Bu kahramanlar, ormanlarımızı korumak uğruna canlarını feda etti. Yaşanan facia, değişen rüzgârın, zorlu arazi şartlarının ve yangınla mücadelenin ne kadar büyük risk taşıdığını bir kez daha ortaya koydu.
KADER DEĞİL
Türkiye'nin daha güçlü bir orman politikası oluşturması artık zorunluluktur. Her yıl mevsimlik değil, kadrolu ve eğitimli orman işçisi sayısı artırılmalıdır. Yangın söndürme uçakları ve helikopterleri kadar, araziyi iyi bilen orman emekçileri de stratejik bir güç olarak görülmelidir. Bunun yanında erken uyarı sistemleri yaygınlaştırılmalı; insansız hava araçları, yapay zekâ destekli kamera sistemleri ve gözetleme kuleleriyle yangınlar ilk dakikalarda tespit edilmelidir. Orman yolları, yangın emniyet şeritleri ve su havuzları sürekli bakımlı tutulmalıdır.
KORUNACAK BİR ALAN DEĞİL
Yangınların büyük bölümü insan kaynaklıdır. Bu nedenle toplumun bilinçlendirilmesi, caydırıcı cezaların uygulanması ve yaz aylarında yüksek riskli bölgelerde sıkı denetim yapılması büyük önem taşımaktadır. Orman yalnızca korunacak bir alan değil, aynı zamanda üretim merkezidir. Güçlü bir orman endüstrisi; mobilyadan kâğıda, ahşap yapı malzemelerinden, enerjisine kadar birçok sektöre katma değer sağlar. Ancak bunun yolu, ormanı tüketmekten değil, bilimsel ormancılık anlayışıyla sürdürülebilir üretim yapmaktan geçer.
12 AY PLAN YAPMALI
Eskişehir'in acısı bize önemli bir ders vermiştir. Orman yangınlarıyla mücadele sadece yaz aylarında hatırlanacak bir konu değildir. Bu mücadele yılın on iki ayı planlanmalı, orman teşkilatı güçlendirilmeli, işçisinden mühendisine kadar bütün insan kaynağı desteklenmelidir. Çünkü orman işçisinden tasarruf etmek, geleceğimizden tasarruf etmektir. Ormanını koruyan millet, toprağını da, suyunu da, ekonomisini de, vatanını da korur.
YENİ BİR POLİTİKA
Eskişehir, son yılların en büyük orman felaketlerinden birini yaşadı. Seyitgazi'de yükselen alevler yalnızca binlerce hektar ormanı kül etmedi; görev başındaki orman emekçilerinin hayatına da mal oldu. Bu acı olay, Türkiye'nin orman politikalarının yeniden ele alınması gerektiğini açıkça gösterdi. Yangın, söndürme mücadelesinde yaşamını yitiren kahraman orman işçileri ve gönüllüler, bu ülkenin sessiz neferleridir. Onların fedakârlığı, "orman işçisinden tasarruf edilmez" sözünün neden hayati olduğunu ortaya koymaktadır. Ormanı koruyan insan gücü zayıflatılırsa, kaybeden yalnızca ormancılık değil; tarım, su kaynakları, sanayi ve ülke ekonomisi olur.
ESKİŞEHİR’DE ETKİLENİYOR
Eskişehir'in iklimi giderek daha kurak bir yapıya bürünüyor. Sakarya Havzası'nın önemli bölümleri ve çevresindeki ormanlar, sıcak hava dalgaları ve kuraklık nedeniyle daha büyük risk altında bulunuyor. Bu nedenle yangınla mücadele sadece Orman Genel Müdürlüğünün görevi değildir. Devlet Su İşleri'nin (DSİ) de orman havzalarında su göletleri, yangın su depoları ve ulaşım altyapısını güçlendirecek yatırımları artırması gerekir.
ORMAN KÖYLÜSÜ
Bir başka unutulan kesim ise orman köylüsüdür. Yıllardır ormanla iç içe yaşayan vatandaşlarımız, yeterince desteklenmediği için köylerden uzaklaşıyor. Oysa orman köylüsü, yangını ilk gören, ilk haber veren ve ilk müdahaleyi yapabilecek en önemli güçtür. Ormanda yaşayan insanı üretimin dışında bırakan anlayış, yangınlara karşı doğal koruma kalkanını da zayıflatmaktadır.