Ölüm, hayatın en acı ve en kaçınılmaz gerçeği. İnsan, bir yakınını sonsuzluğa uğurlarken sadece tarifsiz bir acıyla değil, aynı zamanda yaşadığı şehrin, kurumlarının ve yöneticilerinin gerçek yüzüyle de karşılaşıyor.

Geçtiğimiz günlerde Denizli Pamukkale Tıp Fakültesi Hastanesi'nde tedavi gören yakınımızı kaybettik. Hastamız yoğun bakımdayken ziyaretine gittik. Pek çok hasta yakını gibi bizde aracımızda kaldık. Hastanede karşılaştığımız manzaralar bizi derinden etkiledi. Serum askılarıyla kafeteryada hatta tuvaletlerde gezen hastalar, hasta yakınlarının kullandığı hijyenden tamamen uzak, ne bir tuvalet kağıdı ne bir peçete barındıran tuvaletleri gördüğümde şok oldum. Hastane önünde umutla bekleyen hasta yakınları kantin köşelerinde, otoparklarda araçları içinde kalmaları yetmezmiş gibi, bir de otoparkın ücretli olması beni üzen ve buradan soğutan bir durumdu.

Bitti mi? Tabi ki bitmedi. Asıl hayal kırıklığını cenazemizi teslim alırken yaşadık. Bize, koskoca fakülte hastanesinde cenaze yıkama hizmeti verilmediği söylendi. Depoyu andıran koridorlardan geçerek morga ulaştık ve koskoca bir Tıp Fakültesi Hastanesinden cenazemizi yıkanmadan teslim aldık.

O an ister istemez, Eskişehir'i düşündüm. Çünkü Eskişehir'deki üniversite ve devlet hastanelerinin tamamında cenaze yıkama hizmeti eksiksiz sunuluyor. Üstelik hastanelerin otoparkları da ücretsiz. Vatandaş, zorunluluktan geldiği hastanelerde haliyle zor zamanlarında en azından yeni bir maddi yükün altına sokulmuyor.

Üzüntümüz bununla da sınırlı kalmadı. Cenazemizi Eskişehir'e getirebilmek için Denizli Büyükşehir Belediyesi'nden cenaze nakil desteği talep edildi. Ancak arandığında belediye, özel cenaze nakil firmalarından daha yüksek bir ücret istemiş. Böylesine bir günde vatandaşına hizmet için değil, adeta ticari yaklaşılması beni gerçekten üzdü. Sonunda cenazemizi Eskişehir’e getirmek için özel bir cenaze nakil aracıyla anlaşıldı.

Sabahın ilk saatlerinde Tepebaşı Belediye Başkan Yardımcısı Suat Yalnızoğlu'na bir mesaj göndererek nasıl bir yol izlememiz gerektiğini sordum. Sağ olsun, 24 saat hizmet veren cenaze hizmetlerinin telefonunu paylaştı. Telefonun diğer ucunda görevli Dilara Karşı vardı. Sesindeki nezaket, konuşmasındaki sakinlik ve çözüm odaklı yaklaşımı, o zor anımızda üzerimizdeki yükü bir nebze olsun hafifletti. Kısa bir bilgi alarak sanki bütün yükümüzü aldı. Götürdüğümüz saatte cenaze aracını tahsis etmekle kalmayıp, birkaç defa servis aracına ihtiyacımızın olup olmadığını sordu. Bizlerin o anki durumunda böyle bir belediye hizmetinin önemini nasıl anlatabilirim ki?

Dilara Hanım tarafından Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Asri Mezarlığı'na yönlendirildik. Eskişehir sınırlarına girdiğimiz andan itibaren sanki bambaşka bir duygu yoğunluğumuz oldu. Asri Mezarlık morgunda cenazemiz son derece hijyenik koşullarda yıkandı, temizlendi, kefenlendi ve büyük bir saygıyla defne hazırlandı. Oradaki görevlilerin yaklaşımı, gösterdikleri özen ve insana verdikleri değer, yükümüzü biraz hafifletti.. Camisiyle, taziye evi ile, gasilhanesiyle, morguyla benden tam puan aldı diyebilirim.

İşte belediyecilik tam da budur.

Belediyecilik; sadece yol yapmak, kaldırım döşemek, park açmak değildir. Belediyecilik; vatandaşının en çaresiz anında yanında olabilmek, acısını paylaşabilmek, ona "yalnız değilsin" hissini verebilmektir.

Bu zor günümüzde bizlerden hizmetini esirgemeyen her iki belediyemizin mezarlık personellerine ve emeği geçen herkese aileler ve yakınları adına yürekten teşekkür ediyorum.

Bu yazıyı yalnızca yaşadığımız bir olayı anlatmak için değil, acının karşısında kurumların ve özellikle belediyelerin farklı belediyecilik anlayışını göstermek adına kaleme aldım.

Konumuz; acıda yalnız bırakılmak veya sahiplenilmek

İki Şehir, İki Hizmet Anlayışı, İşte Eskişehir…