Üzerinden uzun yıllar geçmedi. Odunpazarı’nın tam meydanında, nargileci de çıkan yangın, Mihalıççıklılar Dernek binasının da yanmasına neden olmuştu. Mihalıççıklılar, kendi aralarında kaynak bularak, uzun uğraşlardan sonra binayı tekrar ayağa kaldırarak, Eskişehirlilere kazandırdılar. Şimdi de, önceki gün akşamüstü Odunpazarı’nın tarihi alanında itfaiyenin siren sesi ile yangının farkına vardık. Aklımıza gelen soru, tarihi mirasımızı korumak için yangın çıktıktan sonra mı harekete geçeceğiz.

YAŞLI KADIN

Odunpazarı Evleri Bölgesi’nde, Kurşunlu Camii Sokak’taki iki katlı ahşap yapıda çıkan yangın kısa sürede çatıyı sardı. İtfaiyenin müdahalesiyle yangın kontrol altına alınırken beş kişinin dumandan etkilendi. Ambulansta tedavi gördüler. Yanan binaya bitişik binada yaşayan çok yaşlı bir kadın çocuğu tarafından zamanında kurtarıldı. Yoksa duman yaşlı kadına zarar verebilirdi.

SIRADAN BİR YER DEĞİL

Ama asıl sorulması gereken soru şudur. Yangın neden çıktıdan önce, tarihi yapıların yangına karşı güvenliği neden yeterince konuşulmuyor?

Çünkü Odunpazarı, sıradan bir mahalle değildir. Burası Eskişehir'in hafızasıdır.

Osmanlı döneminden Cumhuriyet'e uzanan kent dokusunun önemli örneklerini barındıran, ahşap mimarisiyle Eskişehir'in kimliğini oluşturan bir bölgedir. Üstelik Tarihi Odunpazarı Evleri Bölgesi 2012 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne alındı.

YANAN YAPI DEĞİL

Dolayısıyla burada yanan yalnızca bir yapı değildir. Bir kentin hafızası yanmaktadır. Tarihi binanın sahibi var, ama güvencesi yok Türkiye'nin tarihi kentlerinde yıllardır çözülemeyen bir başka sorun daha var: Tarihi yapının sahibi var; fakat tarihi yapının riskini kim üstlenecek? Özel mülkiyetteki tarihi binaların sahipleri çoğu zaman yapıyı restore etmek, bakımını yapmak, yangın güvenliği sistemleri kurmak ve yapıyı yaşatmak istiyor. Fakat iş finansmana geldiğinde tablo değişiyor.

KENDİMİ SİGORTALATTIM

Tarihi yapıların sigortalanması konusunda ciddi güçlükler bulunuyor. Türkiye Sigorta Birliği'nin geçmişte yaptığı açıklamalarda tarihi yapıların sigortalanmasının önünde genel bir mevzuat yasağı olmadığı, ancak bu yapıların özel niteliği, riskleri, yüksek maliyetleri ve yangın gibi tehlikelere açıklıkları nedeniyle sigortalanmalarının zorlaştığı belirtilmişti. Bugün sahada ortaya çıkan sorun da tam burada başlıyor. Bir tarihi yapı için sigorta şirketi yüksek risk görüyor. Sigorta şirketlerin hepsi, yapıları sigortalamıyor. Mesela, ben kendimi sigortalattım. Yasağı böylelikle bertaraf ettim.

RESTORASYON PAHALI

Restorasyon pahalı, yangın güvenliği yatırımı da daha pahalıdır. Koruma kurullarının izin süreçleri ayrı bir meseledir. Bürokrasi çoktur. Büyükşehir Belediyesi bile bu birimini kapattı. Ve sonuçta tarihi bina, bütün bu sorunların ortasında kaderine terk edilebiliyor. Sonra bir gece yangın çıkıyor.

Ve herkes aynı soruyu soruyor: “Bu bina neden korunamadı?”

BİNAYI OLDUĞU GİBİ BIRAKMAK

Koruma, yalnızca binayı olduğu gibi bırakmak değildir

Tarihi yapıyı korumak, kapısına “koruma altındadır” tabelası asmak değildir. Koruma, düzenli bakım demektir. Elektrik tesisatının denetlenmesi demektir.

Yangın algılama ve söndürme sistemlerinin kurulması demektir. Ahşap yapıların özel risk analizlerinin yapılması demektir. İtfaiyenin tarihi bölgelerdeki müdahale kapasitesinin sürekli test edilmesi demektir. Ve en önemlisi, bütün bunların mülk sahibinin tek başına sırtına yüklenmemesi demektir. tarihi yapı yalnızca mülk sahibinin malı değildir. Toplumun ortak kültürel mirasıdır.

TEMEL MESELE NEDİR?

Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu çerçevesinde sit alanları ve korunması gerekli taşınmaz kültür varlıkları için özel koruma rejimleri uygulanıyor. Hatta bazı sit alanlarında kesin inşaat yasağı getirilebiliyor.

“Peki, korumak için gereken parayı kim verecek? ”İşte Türkiye'nin tarihi kentlerinde çözülmesi gereken temel mesele budur. Sigorta sistemi tarihi mirası neden yalnız bırakıyor? Burada sigorta şirketlerini suçlamak kolaydır. Ama mesele yalnızca sigorta şirketlerinin meselesi değildir.