Eskişehir’de CHP’den ayrılanlar yada ayrılmayı kafayı koyanlar, kendilerine zemin arıyor. İsmet Paşa’nın bile günün birinde partiden ayrıldığını sosyal medyada yazıp duruyorlar. Yakın tarih bizim işimiz olduğuna göre, bu konuda söyleyeceklerimi de yazayım. Cumhuriyet Halk Partisi, yüz yılı aşan tarihinde birçok kırılma yaşadı. Bu kırılmaların en önemlilerinden biri 1972 Kurultayı'ydı. İsmet İnönü, partinin yeni bir siyasal yönelim tercih ettiğini gördü ve kurultay iradesine saygı göstererek genel başkanlığı bıraktı. Ardından CHP'den ayrıldı. Ancak ayrılırken ne partiyi parçalama çağrısı yaptı ne de Cumhuriyet'in kurucu mirasını kişisel hesaplaşmaların malzemesi haline getirdi.
FİKİRLER ÖNEMLİDİR
Bugün CHP'de yaşanan tartışmalar ister istemez o dönemi hatırlatıyor. Elbette her dönemin şartları farklıdır. Fakat değişmeyen bir gerçek vardır: Güçlü siyasi partiler, yalnızca liderlerle değil, fikirleri ve programlarıyla ayakta kalır.Atatürk'ün CHP'si, milli egemenliği, devletçiliği, halkçılığı ve tam bağımsızlığı esas alan bir siyasal anlayış üzerine kurulmuştu. İnönü, İkinci Dünya Savaşı'nın ağır koşullarında bu devleti ayakta tutmaya çalıştı. Ecevit ise "ortanın solu" anlayışıyla CHP'ye yeni bir toplumsal yön vermeyi hedefledi. Her dönemde görüş ayrılıkları yaşandı; ancak tartışmaların merkezinde Türkiye'nin geleceğine ilişkin farklı siyasi programlar vardı.
KOLTUKLAR VE DENGELER
Bugün ise kamuoyunda konuşulan tartışmaların önemli bir bölümü isimler, koltuklar ve parti içi dengeler etrafında şekilleniyor. Oysa vatandaşın gündemi çok daha farklıdır. Hayat pahalılığı, üretim, tarım, sanayi, su kaynakları, enerji ve gençlerin geleceği siyasetçinin en başta ele alacağı konular olmalıdır.
Türkiye'nin ihtiyacı, kişisel rekabetlerin ötesine geçen bir siyaset anlayışıdır. Üreten ekonomi, planlı kalkınma, milli sanayi, güçlü tarım ve bağımsız dış politika, Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında yeniden ortak hedef haline gelmelidir.
ÜLKENİN SORUNLARINI ÇÖZENE BAKAR
İnönü'nün ayrılışı, bir siyasi kırgınlığın değil, farklı bir çizginin ifadesiydi. Bugünkü tartışmalar da günübirlik polemiklerle değil, ortaya konacak programlarla değerlendirilmelidir. Çünkü millet, sonunda isimlere değil, ülkenin sorunlarını çözenlere bakar.
Tarih bize şunu öğretiyor: Cumhuriyet'i ileriye taşıyanlar, kişisel hesapların peşinden koşanlar değil; milli egemenliği, üretimi ve bağımsızlığı merkeze alanlardır. Bugün de asıl ihtiyaç, Türkiye'nin geleceğini bu eksende tartışabilmektir.
ZAMAN KAYBOLUYOR
Aradan yarım asır geçti. CHP yine sancılı bir dönemden geçiyor. Liderlik tartışmaları, parti içi ayrışmalar ve yeni siyasi oluşum ihtimalleri gündemi belirliyor. Tarih birebir tekrar etmez; fakat geçmiş, bugünü anlamak için önemli ipuçları verir.Bugün asıl sorulması gereken soru şudur: Türkiye'nin temel ihtiyacı yeni parti tartışmaları mıdır, yoksa üretim ekonomisini ayağa kaldıracak milli bir program mıdır? Emekçinin alım gücü düşerken, çiftçi artan maliyetlerle mücadele ederken, sanayici yüksek finansman yükü altında üretmeye çalışırken, siyasetin enerjisini yalnızca parti içi hesaplaşmalara harcaması Türkiye'ye zaman kaybettirir.
Cumhuriyet'i kuran kadroların en büyük hedefi, tam bağımsız bir Türkiye yaratmaktı. Siyasi bağımsızlığın ekonomik bağımsızlıkla tamamlanacağını biliyorlardı. Devletçilik, planlama ve üretim anlayışı bu nedenle Cumhuriyet'in temel direkleri arasında yer aldı.
Bugün de Türkiye'nin önündeki temel mesele aynıdır. Tarımda kendi kendine yeten, sanayide yüksek katma değer üreten, enerjide dışa bağımlılığı azaltan, bilim ve teknolojide ilerleyen bir Türkiye inşa etmek... Siyasi partilerin başarısı da bu hedeflere ne kadar katkı sunduklarıyla ölçülmelidir.
KİŞİLER DEĞİL
İnönü'nün CHP'den ayrılışı, bir dönemin kapanışıydı. Bugünkü tartışmalar ise yeni bir dönemin işaretlerini taşıyor olabilir. Ancak hangi parti iktidara gelirse gelsin değişmemesi gereken ilke açıktır: Türkiye'nin rotası tam bağımsızlık, milli egemenlik ve üretim olmalıdır. Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında ihtiyaç duyulan şey, kişilerin değil programların yarışmasıdır. Tarih, milletin çıkarını önceleyenleri hatırlar; günlük siyasi hesapların peşinden gidenleri ise zamanın tozlu sayfalarına bırakır.