Geçtiğimiz günlerde işsizlik oranları açıklandı ya… Gerçekten şaşırmamak elde değil… işsizlik rakamları tek haneli rakamlarda.. İnanalım mı?
Çocuklarına iş arayan bir anne Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’i görünce şöyle diyor; “Park var, hastane var, her şey var. Gençlerimiz işsiz.” Bunun karşısında Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek’in ne demesini beklersiniz? Artık bir teknokrat olmaktan öte siyasetçi kimliği de kazanmış olan Hazine ve Maliye Bakanı şöyle diyor; “Memlekette fabrika çok. Gençlerimiz çalışmak isterse buralarda iş var.” Şaşırdık mı? Niye şaşıralım? Aynı konuda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan katıldığı bir televizyon programında şöyle demişti, “Gençlerimiz iş ve ücret beğenmiyorlar. Bir yerden başlamaları lazım!”
Her ikisi de aslında doğru(!) söylüyor. Neden mi? Eğitim Fakültesini bitirmiş öğretmen, Sağlık Meslek Yüksek Okulunu bitirmiş hemşire, bilgisayar mühendisliğini bitirmiş Bilgisayar Mühendisi, Ziraat Fakültesini bitirmiş Ziraat Mühendisi, Orman Fakültesini bitirmiş Orman Mühendisi keyfinden evinde oturuyor…
Şimşek’e göre sorun ekonomide değil yani! Fabrikalar çalışıyor, patronlar işçi arıyor ama gençler çalışmak istemiyor! Vah… Vah… Yukarıda saydığım ve değişik meslek guruplarındaki gençler fabrikalarda ırgatlığa, asgari ücrete evet deseler sorun falan kalmayacak da.. Bir türlü demiyorlar işte.. Gençler yattıkları yerden(!) geçirmekten, anne- babalarına yük olmaktan da utanmıyorlar(!)
Binlerce üniversite mezunu üç harfli marketlerde kasiyer ve tezgahtar olarak çalışmıyor sanki…
Geçtiğimiz günlerde şu üç harfli marketlerden birinde hem tezgahtar hem de kasiyer olarak çalışan bir gencimize sordum, “Mesleğin ne?” Delikanlı biraz utanarak, “Sağlık Meslek Yüksek Okulu mezunuyum. Bir türlü atanamadım. Ne yapayım boş kalmayayım diye burada çalışıyorum!” cevabını verdi. Yine üç harfli olmasa da bir mini market çalışanı ile karşılaştım. Arslan gibi çocuk. Boy pos onda, yakışıklı.. Onun mesleğinin ne olduğunu öğrenince de bir hayli şaşırdım. “Orman Mühendisi…”
Yine yakınımdaki bir başka delikanlı, “Yazılımcılık” mezunu olduğunu ve evden çalışarak sadece günü kurtarmaya gayret ettiğini anlattı. Hatta bir tık ileri giderek, “Firma sahipleri çok uyanık. Size bir iş sipariş ediyorlar. İşini yapıp teslim ediyorsunuz. Umutla belki sizi fabrikaya çağırır sürekli iş imkanı sağlayabilirler diye. O işini gördürdüğüne bakıp daha sonra benim gibi bir başkasını kekleyerek yoluna devam ediyor” ifadelerini kullanmıştı…
Bu kadarla da yetinmiyoruz… Bir çay ocağında askıcılık yapan gence soruyorum, “Ne mezunusun?” diye aldığım cevap , “Öğretmenim atama bekliyorum” oluyor. Öğretmeni çaycı, sağlıkçıyı , orman mühendisini tezgahtar, yazılımcıyı “maraba” gören bir anlayış.. Ne diyelim “Memlekette fabrika çok. Gençlerimiz çalışmak isterse buralarda iş var.”
Sorun ekonomide değil yani! Fabrikalar çalışıyor, patronlar işçi arıyor ama gençler çalışmak istemiyor! Ne güzel memleket değil mi? Neresinden bakarsanız bakın durum vahim… Doğru fabrika çok, işçi arayan da ama karın tokluğuna çalıştıracak adam bulamadıklarından şikayet de edebilirler. Asıl bilinmesi gereken bu ülkenin çocukları maraba değildir… Birilerinin anlamak istemediği şey tam da budur! Bilmem anlatabildim mi?