Önceki gün boyu sosyal medyada dolaşan “Siyaseti bırakıyor” fısıltıları ve onunla ilgili yapılan geyiklerin bir şaka olmadığını gece saatlerinde öğrendim.. Eski başbakan ve aynı zamanda iddialı bir parti kuruluşu ve çıkışıyla zaman zaman adından söz ettiren Sayın Ahmet Davutoğlu’nun iddiaları bir adım öteye taşıyarak kurduğu partiyi kapatma kararı vermesinin yankılarının daha büyük olmasını beklerdim. Peki, gereken etkiyi gösterdi mi? Ben kamuoyunda bu konunun öyle abartılı bir boyutta konuşulduğuna rastlamadım. Sayın Davutoğlu sosyal medya hesabından yaptığı bir açıklama ile siyasi mücadelesini sonlandırdığını ve partisini kapattığını duyurdu. En son Eskişehir ziyareti sırasında kendisini gazetemizde konuk etmiş ve arkadaşlarımız kendisiyle bir söyleşi gerçekleştirmişlerdi… Orada da Türk ve dünya siyaseti üzerine oldukça kapsamlı açıklamalar yapmış ve kendilerine eski partisinden ve halk tabanından destek olduğunu söylemişti…

Özellikle muhalefet medyasının konuyu birkaç cümle ile geçiştirmesi ve iktidar medyasının ise konuyu görmezden gelmesi aslında işin siyaset ayağının nasıl yürüdüğünün ipuçlarını da verdi bize..Ahmet Davutoğlu’nun parti kapatması ve siyasi mücadeleyi bırakması CHP eski Genel Sekreteri Önder Sav’ın, “70 yıllık partisinden istifası” kadar ilgi görmüyorsa herkesin şapkasını önüne alıp bir kere daha düşünmesi gerekir… Ben bu gelişmelerden şöyle bir çıkarımda bulunabilirim: Sizin siyasetteki etkiniz birilerinin yönlendirmesine ve beklentilerine cevap verdiği sürece değerlidir.

Halbuki Davutoğlu son açıklamasında öyle şeyler söylüyor ki.. Her bir başlığı ayrı bir gazete manşeti olur. Örneğin Davutoğlu, “Kirlenmiş siyasi iklimin bir parçası olmamak amacıyla parti siyasetinden çekilme ve Gelecek Partisi’nin siyasi faaliyetlerini sonlandırma kararı almış bulunuyoruz. Bu, bir teslimiyet kararı değildir. Bu, ahlaki bir mesafe koyma kararıdır. Bu, siyasetten vazgeçiş değil; herkese, siyaseti yeniden düşünme çağrısıdır” diye konuşmuş.

Aslında bir zamanlar CHP’nin en güçlü isimlerinden biri olan Önder Sav’da bu genel açıklamaların aksine kendi partisiyle ilgili olarak; “Hukukun değil, hukuksuzluğun egemen olduğu, hukukun üstünlüğünün çiğnendiği bir dönemi yaşıyoruz.”

İki açıklama arasında bir fark var mı? Birisi kirlenmiş bir siyasi iklimden, diğeri de kirletilmiş, felsefesi ve kurucu değerleri ayaklar altına alınmış bir siyasi partiden söz ediyor.

Peki, siyaset mühendisleri ne yapıyorlar. Satranç’ta bir taşı daha devirmenin keyfini sürerlerken “Yeni Hamlelere” karşı pozisyon belirlemek için yerlerinde bekleyip nefes almakla meşguller.

Asıl soru şu: Siyaseti bu kadar kirletenler ve siyasette hukuksuzluğu dayatanlar kimler? Kimsenin, “Yoğurdu ekşi “değilse yediğimiz yoğurtlar niye midemizi bozuyor? Siyasi iklimin bozulmasının sorumluları bir adım öne çıksın desek kimse kabahati üstüne almaz. Çünkü “Kabahati gelin etmişler sahiplenen çıkmamış!” diye anlatılır bazı gerçekler. İnsanların umudunu, hayallerini ve beklentilerini gerçekten sükut-u hayale uğratanlar gerçekten kimdir!

El birliği ile aşındırılan siyaset kurumu artık gerçekten çıkmaz sokakta mıdır? Bu sorunun cevabını vermek elbette siyasetçilerin değil vatandaşın görevidir. Çünkü son sözü söyleyecek olan sandıkta millettir. Bakalım önümüzdeki süreç neler getirip neler götürecek bunu hep birlikte göreceğiz…