Bugün 12 Eylül! Öyle sıradan bir tarih değil bizim için… 12 rakamının kendisi bile bizim kuşağın insanlarında başlı başına bir travmadır. 12 Mart… 12 Eylül… İkisi de aynı ülkenin çocuklarının hafızasına acıyla kazınmış iki tarih.

Bizim kuşak çok şey gördü. Kardeşin kardeşe kırdırıldığı günleri gördü. Bir elinde silah, diğer elinde ideoloji ile memleket kurtardığını sananları gördü. Sağdan, soldan gençlerin birbirine düşürüldüğü, insanların birbirine düşman edildiği günleri yaşadı.

Ama bugün geriye dönüp baktığımızda insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Bütün bunlar gerçekten sadece gençlerin birbirine olan öfkesinden mi ibaretti? Yoksa sahnenin önünde birbirine kurşun sıkanlar kadar, sahnenin arkasında olup biteni seyredenler de mi vardı? Çünkü 1970'li yılların Türkiye'sinde binlerce insan hayatını kaybetti. Analar evlatsız kaldı. Kardeşler birbirini kırdı. Ocaklara ateş düştü. Sonra… 12 Eylül sabahı geldi. Erken saatlerde radyoyu açtığımızda Hasan Mutlucan'ın kahramanlık türküleri eşliğinde o meşhur anonsları dinledik. Ve ardından o cümle geldi: “Türk Silahlı Kuvvetleri ülke yönetimine el koymuştur.”

O sabah ne olduğunu tam anlamadan, ülkenin bir gecede değiştiğini gördük. Daha dün sokaklar kan gölüne dönmüşken, mahalleler kurtarılmış bölgelere ayrılmışken, sağcı-solcu kavgası nedeniyle insanlar birbirine düşman edilirken…

Bir anda her şey sustu. Bıçak keser gibi! İşte bizim kuşağın hafızasında asıl unutulmayan soru da budur: Bir gün önce birbirini öldürenler, ertesi gün nasıl oldu da bir anda sustu? Demek ki mesele sadece sokaktaki gençler değildi. Demek ki o günlerde bizim göremediğimiz başka hesaplar da vardı. Sonrasında yüz binlerce insan gözaltına alındı, hapishaneler doldu. İşkenceler, yasaklar, idamlar yaşandı. Gençler darağaçlarına gönderildi. “Bir sağdan, bir soldan” denilerek genç insanların hayatlarına son verildi. Oysa onların çoğu daha hayatının baharındaydı. Belki de en büyük acı buydu. Bu ülkenin çocuklarının, başkalarının hesapları uğruna birbirine kırdırılması… Ve yıllar sonra darbeyi yapanların, “Karılarımızın bile haberi yoktu” anlamına gelen sözlerle o günleri anlatmaları… Bizim kuşağın hafızası bunları kolay kolay silmez. Bugün bazıları çıkıp bizim kuşağın 12 Mart'ı, 12 Eylül'ü fazla büyüttüğünü düşünebilir.

Hayır, büyütmedik. Çünkü biz yaşadık. Biz gördük. Biz o günlerin korkusunu da gördük, sessizliğini de… Darbelerin sadece yönetime el koymak olmadığını, toplumun hafızasına da müdahale etmek olduğunu da gördük. Belki de bu yüzden bizim kuşak yıllarca “Bir daha olmasın” dedi. Çocuklarımız görmesin… Torunlarımız yaşamasın… Bu ülkenin gençleri birbirine düşman edilmesin… Kimsenin çocuğu siyasi hesapların, ideolojik kavgaların veya karanlık planların kurbanı olmasın… Çünkü biz biliyoruz. Darbe geldiğinde sadece iktidarlar değişmiyor. İnsanların hayatları değişiyor. Gençlerin hayalleri yarım kalıyor. Annelerin gözyaşı dinmiyor. Ve bir ülkenin hafızasında yıllarca kapanmayan yaralar açılıyor. Bugün 12 Eylül…

Bizim için sadece geçmişi hatırlama günü değil. Aynı zamanda geleceğe bir söz verme günü. Ne sağdan, ne soldan… Hiçbir taraftan çocuklarımızı birbirine kırdırmayalım. Çünkü bu ülkenin çocuklarının birbirine kurşun sıkmasına seyirci kalanların da, o kurşunların ardından yönetime el koyanların da hesabını tarih mutlaka sorar. Ve bizim kuşak bir şeyi çok iyi bilir: “Yaşamayan bilmez… Görmeyen inanmaz… Ama yaşayan unutmaz!”