Her zaman hayatın ta içinden yazmaya gayret ediyorum… Son dönemde yaşadıklarımız, gördüklerimiz ve duyduklarımızla ilgili düşüncelerimi sizlerle paylaşmaya çalışıyorum. Ama her duyduğumuzu, her gördüğümüzü yazmayı da çok etik bulmadığımı ifade etmeliyim. Özellikle doğrulanmaya muhtaç bilgiler geldiğinde, işin muhatabına sormadan yazmamayı tercih ediyorum. Bazen yazmak için sokağa çıkıyorum. Birkaç yere, hatta farklı farklı yerlere uğruyorum. İnsanları dinliyorum, sohbetlere kulak veriyorum. Böyle olunca da mümkün olduğunca popülist yazılar yazmamaya gayret ediyorum. “Ben yazayım, nasılsa birileri cevap verir” mantığıyla da hareket etmiyorum.
Neyse… Geçtiğimiz günlerde uğradığım yerlerden birinde tanık olduğum bir sohbet, beni çok şaşırtmasa da bir kez daha düşündürdü. Masada birkaç eski Demokrat Partili, birkaç eski CHP’li ve birkaç da Yeni Partili vardı. Daha düne kadar aynı parti saflarında mücadele eden CHP’liler ile bugün farklı bir siyasi kulvarda bulunan Yeni Partililer, Üsküdar seçimleri üzerinden tartışıyorlardı. Daha doğrusu tartışmıyor, çatışıyorlardı.
Herkes kendi açısından haklıydı. Herkes geçmişte yaşananları anlatıyor, karşısındakinin yanlışını ortaya koymaya çalışıyordu. Masadaki Demokrat Parti geleneğinden gelen arkadaşımız ise bir ara söze girerek, “Ben bunları bir şekilde uzlaştırırım. Biz biliyorsunuz demokratız” dedi. Benim takıldığım nokta tam da burasıydı. Daha dün aynı safta bulunan insanların, bugün farklı siyasi kulvarlara geçtikten sonra çalışma kültürü yerine çatışma kültürünü devam ettirmeleri…
Asıl mesele bu değil mi? Siyasette farklı düşünmek elbette mümkün. Hatta demokrasi için gerekli. Ama farklı düşünmek başka, birbirini tüketmek başka. Türkiye’nin bugün kişisel hesaplaşmalardan çok daha önemli sorunları var. Ekonomiyi, adaleti, eğitimi, gençlerin geleceğini, emeklilerin geçim sıkıntısını, işsizliği, üretimi konuşmamız gerekiyor. Ama biz hâlâ kimin haklı olduğunu, kimin geçmişte ne söylediğini, hangi seçimde kimin doğru yaptığını tartışıyoruz.
Hyman George Rickover’ın çok güzel bir sözü var: “Küçük insanlar kişileri, normal insanlar olayları, büyük insanlar fikirleri tartışır.” Toplum onca sorunla boğuşurken, Türkiye’de muhalefetin tabanında entelektüel birikimi olduğunu düşündüğümüz insanların hâlâ kişiler ve geçmiş hesaplar üzerinden birbirleriyle didişmeleri gerçekten düşündürücü. Çünkü muhalefet sadece iktidarın yanlışlarını anlatmakla yetinemez. Topluma bir alternatif sunmak, umut vermek, “Biz bunu daha iyi yaparız” diyebilmek zorundadır. Bunun yolu da sürekli birbirimizle kavga etmekten değil, birlikte çalışabilmekten geçiyor.
Vatandaş artık kimin daha çok bağırdığını, kimin kime daha sert cevap verdiğini merak etmiyor. Vatandaş çözüm bekliyor. Geçim derdine çare, gençlerine gelecek, ülkesine güven ve siyasetçiden de biraz olsun umut istiyor. O nedenle siyasetin artık şu soruyla yüzleşmesi gerekiyor: Biz gerçekten bir şeyleri değiştirmek için mi mücadele ediyoruz, yoksa birbirimizle kavga etmek için mi?
Çünkü kavga ederek birbirimizi yenebiliriz. Ama çalışmadan, ortak akıl üretmeden, birbirimizi dinlemeden ülkenin sorunlarını çözemeyiz. Bugün Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir çatışma değil, yeni bir çalışma kültürüdür.
Ve siyaset bunu ne kadar erken anlarsa, toplumun karşısına çıkacak gerçek alternatif de o kadar erken oluşur. Çünkü mesele sadece sandıkta kazanmak değil… Asıl mesele, kazandıktan sonra ne yapacağını bilmektir.