Ne güzel de söylerdik hep bir ağızdan… “Daha dün annemizin kollarında yaşarken, Şimdi okullu olduk, sınıfları doldurduk…” Bu şarkılarla uğurlardık çocuklarımızı okullara.

Bizim neslimiz o şarkıları bile görmeden, dinlemeden; üstümüze geçirdiğimiz siyah önlükle, elimize tutuşturulan çantayla okula gider, öğretmenimize teslim olurduk.

Ne güzel günlerdi onlar… Sarı yapraklı defterler, teksir kâğıtları, ucu bıçakla sivriltilmiş kurşun kalemler… 12 renk boya kalemini bulan, şapkayı göğe atardı. Defterlerimizi, kitaplarımızı bulabildiğimiz gazete sayfalarıyla kapladığımızda kendimizi mutlu hissederdik. “Selo bant mı?” O ne sahi? Sonrası mı?

Mavi önlükler, biraz daha güzel çantalar, değişik desenli kaplıklar, isim etiketleri ve çeşitlenmeye başlayan kırtasiye malzemeleri… Hiçbir şeyden habersiz bir okul heyecanı. Peki şimdi öyle mi?

Çocuklarımız yine heyecanlı… Ama anne babaların heyecanı biraz farklı. Çünkü bugün okul yolu yalnızca çocukların sınıfa giden yolu değil. Aynı zamanda aile bütçesinin sınandığı uzun ve yorucu bir yol. Çanta alınacak, ayakkabı alınacak, kıyafet alınacak. Defter, kalem, boya, silgi, dosya derken liste uzayıp gidiyor. Bir de servis, beslenme, okul ihtiyaçları… Çocuğun “Ben de arkadaşlarım gibi olsun istiyorum” demesi, anne babanın önüne bazen hiç de kolay karşılanamayacak bir hesap çıkarıyor. Bizim zamanımızda yokluk vardı ama yokluğun adı yoktu belki de. Herkesin çantası birbirine benzerdi. Birimizin kalemi diğerinden çok farklı değildi. Birimizin ayakkabısı eskimişse, ötekininki de belki aynı durumdaydı. Şimdi ise çocuklar daha okulun kapısından girmeden hayatın başka bir gerçeğiyle karşılaşıyor.

Kim daha güzel çantaya sahip? Kim daha pahalı ayakkabı giyiyor? Kim hangi kırtasiye setini almış? Kim servisle geliyor, kim yürüyerek? Çocuk bunları belki sorgulamıyor ama görüyor. İşte insanın içini acıtan taraf da burada başlıyor. Eğitim, çocuklarımız arasındaki farkları azaltması gereken yer değil mi? Oysa bugün okulun kapısında bile ekonomik farklılıklar kendisini gösterebiliyor. Üstelik mesele yalnızca kırtasiye masrafı da değil. Anne babalar çocuklarının eğitiminden geri kalmaması için ellerinden geleni yapıyor. Kimi ek iş düşünüyor, kimi borçlanıyor, kimi kendi ihtiyacından vazgeçiyor. Çünkü evlat söz konusu olduğunda hesap kitap bir yere kadar. Çocuk üzülmesin diye anne baba kendi sıkıntısını içine atıyor.

Ama şunu da sormamız gerekiyor: Bir çocuğun okula başlaması neden bu kadar büyük bir ekonomik mücadeleye dönüşüyor? Okul zili çaldığında bütün çocukların aynı heyecanla sınıfa girmesi gerekmiyor mu? Çantanın markası, ayakkabının fiyatı, kalemin rengi değil; çocuğun hayalleri konuşulmalı.

Biz belki siyah önlüklerle okuduk. Gazeteyle kitap kapladık. Bazen bir kalemi kardeşimizle paylaştık. Ama okul denildiğinde aklımızda hesap makinesi yoktu. Şimdi çocuklarımızın elinde rengârenk kalemler var. Ama anne babaların elinde çoğu zaman kabarık faturalar… Daha dün annemizin kollarında yaşarken okula gidiyorduk. Bugün çocuklarımızı okula uğurluyoruz. Dileğimiz aynı: İyi okusunlar, güzel bir gelecekleri olsun. Ama bunun için önce okul yolunu onlar için de anne babaları için de biraz daha kolaylaştırmak gerekiyor. Çünkü okul yolu gerçekten de dert doluysa, o yolun sonunda sadece iyi eğitim değil, eşit bir gelecek de aramak zorundayız.