Okulların açılmasına sayılı günler kaldı. Hatta, bazı sınıflar eğitime başladı. Çocuklar yeni bir eğitim yılına hazırlanıyor. Ama anne babaların önünde yalnızca okul heyecanı yok. Bir de hesap makinesi var. Aileler, kırtasiye, okul kıyafeti, pantolon, ayakkabıya yetişmeye çalışılıyor. Bir çocuğun okul ihtiyaçları bile aile bütçesini zorlarken, iki ya da üç çocuğu okula giden ailelerin hesabı daha da ağırlaşıyor. Cüzdan dostu olarak bilinen Eskişehir’de Yunus Emre Halk Çarşısı’nda yaşananlar bunun açık gösteriyor. Yunus Emre Halk Çarşısı Sosyal Yardımlaşma ve Güzelleştirme Derneği Başkanı Fevzi Beysel’in verdiği rakam dikkat çekiyor. Başkan Beysel’in açıklamalarına göre, Okul alışverişlerindeki hareketlilik geçen yılın yalnızca yüzde 15-20’si düzeyinde kaldı. Eskiden okulların açılmasına haftalar kala çarşı hareketlenirdi. Bu yıl ise vatandaş alışverişi son günlere bırakıyor. Şimdi para yetmediği için, son ana kadar bekleniyor. Belki bir mucize olacağı düşünülüyor.
ÇARŞI DOLU, KASA BOŞ
Bugün çarşıya baktığınızda kalabalık görebilirsiniz. Fakat kalabalık başka, alışveriş başka olduğunu bilmemiz gerekir. Beysel’in ifadesiyle çarşıya gelenlerin yaklaşık yarısı alışveriş yapmak için değil, fiyat araştırmak için dolaşıyor. Bu tablo aslında Türkiye ekonomisinin en önemli göstergelerinden birini ortaya koyuyor. Vatandaş artık ne alacağını değil, nereden daha ucuza alabileceğini düşünüyor. Bu küçük gibi görünen değişiklik, aile bütçesindeki büyük sıkışmanın göstergesidir.
AYAKKABI HESAP İŞİ
Geçen yıl ilkokul çağındaki çocukların ayakkabıları 500-700 lira bandındaydı. Bu yıl aynı gruptaki ayakkabılar 650-850 liraya yükseldi. Üstelik esnaf da maliyet artışının tamamını fiyatlara yansıtamıyor. Esnaf fiyatı artırsa müşteri yok. Artırmasa kendi maliyetini karşılamakta zorlanıyor. Ortaya garip bir ekonomik tablo çıkıyor: Ürün pahalanıyor ama esnaf daha fazla kazanamıyor. Çünkü vatandaşın satın alma gücü düşüyor. Bu nedenle mesele yalnızca ayakkabı fiyatı değil. Mesele, gelirin fiyatların gerisinde kalmasıdır.
AİLE BÜTÇESİNİN SINAVI
Okula başlamak artık aile bütçesi sınavı olarak görülüyor.
Bir çocuğun okul masrafını düşünün. Ayakkabıdan, çanta ve deftere kadar eğitime başlamak için öğrenciye gerekiyor. Hepsini alt alta yazdığınızda ortaya ciddi bir fatura çıkıyor. Asgari ücretle, emekli maaşıyla veya dar gelirli bir ailenin bütçesiyle bu hesabı yapmak kolay değildir. İşte bu nedenle okul alışverişi artık yalnızca bir alışveriş meselesi olmaktan çıktı. Bir ailenin ekonomik gücünün sınandığı alana dönüştü.
ESNAFTA SIKINTI İÇİNDE
Burada gözden kaçırılmaması gereken başka bir gerçek daha var. Esnaf ile vatandaş karşı karşıya değil. İkisi de aynı ekonomik tablonun içinde bulunuyor. Vatandaş daha ucuzunu arıyor. Esnaf ise daha fazla satış yapmaya çalışıyor. Esnaf maliyetini tamamen fiyatlara yansıtamıyor. Vatandaş ise yükselen fiyatları karşılayamıyor. Bu nedenle ekonomik daralmayı yalnızca “vatandaşın alışverişi azaldı” diye okumak eksik olur. Alışverişin azalması, üreticiden esnafa, esnaftan çalışanlara kadar uzanan zincirin tamamını etkiliyor.
AYAKTA KALMA SINAVI
Bir başka dikkat çekici gelişme de okul ürünleri pazarındaki değişimde yaşanıyor. Kırtasiyede zincir marketlerin etkisi artıyor. Okul kıyafetlerinde ise büyük ve kurumsal firmalar pazara girmeye hazırlanıyor. Okul kıyafetlerinin arma, tişört gibi daha standart ürünlere dönüşmesi bu süreci hızlandırıyor. Burada küçük esnaf açısından yeni bir soru ortaya çıkıyor. Mahalle esnafı, büyük firmalar karşısında nasıl ayakta kalacak? Bu sorunun cevabı yalnızca esnafın kendi çabasıyla bulunamaz. Çünkü mesele artık bireysel rekabetten çıkıp ekonomik yapının meselesi haline geliyor.
UCUZLUK VAR MI?
Fevzi Beysel’in ailelere yaptığı bir uyarı da önemli taşıyor. Sadece fiyata bakmayın. Çünkü düşük fiyatlı bir ayakkabı birkaç ay içinde kullanılamaz hale gelirse, ucuz ürünün maliyeti aslında daha yüksek olabilir. Vatandaşın kaliteli ürünü seçebilmesi için önce onu satın alabilecek gelire sahip olması gerekir. Bugün birçok aile için mesele “kaliteli mi, kalitesiz mi?” sorusundan önce geliyor.