İnsanlık tarafından ilk önce ateşin bulunması, arkasından yazının bulunarak, toprağın pişirilmesi, insanlık tarihinin en büyük sıçramaları arasında gösterilir.

İnsan, toprağı yalnızca üzerinde yürüdüğü bir zemin olmaktan çıkarıp ona şekil vermeyi ve ateşle dönüştürmeyi öğrendiğinde, aslında medeniyetin de kapısını aralanmış oldu.

AKDENİZ KİREMİT

Toprağın pişirilmesi, insanlığın binlerce yıllık serüveninde önemli bir dönüm noktasıdır. Çünkü pişmiş toprak yalnızca bir eşya değildi. Tuğlaydı. Kiremitti.

Çömlekti. Heykeldi. Yapıydı. Ve insanlığın hafızasıydı.

Bugün arkeolojik kazılarda binlerce yıl öncesine ait pişmiş toprak ürünlere rastlanması bunun en büyük kanıtıdır. Milattan önceki yüzyıllarda insanlar çamur ve sazla oluşturdukları yapıların üzerine zamanla pişmiş topraktan kiremitler koymaya başladılar. Bu, sadece bir yapı tekniğinin değişmesi değildi.

İnsanlığın doğayla kurduğu ilişkinin değişmesiydi. Bugün hâlâ kullanılan Akdeniz tipi kiremidin adının bile bu binlerce yıllık Akdeniz coğrafyasındaki geleneği hatırlatması tesadüf değildir.

ANADOLU TOPRAĞIN HAFIZASI

Pişmiş toprağın hikâyesinde Anadolu'nun özel bir yeri vardır. Friglerden Hititlere kadar Anadolu uygarlıkları toprağı yalnızca günlük yaşamın bir malzemesi olarak kullanmadı. Topraktan kaplar yaptılar. Eşyalar ürettiler. Toprağa şekil vererek kendi uygarlıklarının izlerini bıraktılar. Ve bu büyük tarihsel mirasın içerisinde Eskişehir'in de özel bir yeri var.

Çünkü Eskişehir için pişmiş toprak yalnızca arkeolojik bir geçmiş değildir.

Aynı zamanda Cumhuriyet'in ekonomik kalkınma hikâyesinin de bir parçasıdır.

ESKİŞEHİR’İN ÖNEMİ

Cumhuriyet kurulduğunda Türkiye'nin önünde büyük bir kalkınma mücadelesi vardı. Yeni bir ülke kuruluyor, şehirler yeniden imar ediliyor, fabrikalar kuruluyor, konutlara, kamu binalarına, yollara ihtiyaç duyuluyordu.

Bunun için de tuğlaya ve kiremite ihtiyaç vardı.

Eskişehir'in toprağı burada büyük bir avantaja dönüştü. Kentte önce Bulgar ustaların ve girişimcilerin katkılarıyla gelişen kiremit ve tuğla üretimi, zaman içerisinde Eskişehirlilerin de sahiplenmesiyle büyüdü. Böylece pişmiş toprak Eskişehir'in yalnızca sanayisinin değil, emek kültürünün de bir parçası haline geldi. Cumhuriyet'in kalkınma anlayışı içerisinde Eskişehir'deki toprak sanayisinin gelişmesi de önem taşıdı. Bugün geriye baktığımızda görüyoruz ki Eskişehir'in sanayi kimliğinin oluşmasında kiremit ve tuğla fabrikalarının önemli bir yeri var. İşte Pişmiş Toprak Sempozyumu bu nedenle sıradan bir kültür etkinliği değildir. Bu şehir için bir hafıza projesidir.

ESKİŞEHİR MARKASINA

1999 yılında Ahmet Ataç'ın Tepebaşı Belediye Başkanı olmasıyla birlikte Eskişehir'in bu önemli geçmişinin sanat ve kültürle buluşturulması fikri ortaya çıktı. İlk sempozyum 2001 yılında gerçekleştirildi. Ve bugün 18'incisine ulaştı.

Aradan geçen çeyrek asırda pişmiş toprak, fabrikaların üretim alanından çıkarak sanatın, bilimin ve kültürün konusu haline geldi. Tepebaşı Belediyesi'nin öncülüğünde gerçekleştirilen Uluslararası Eskişehir Pişmiş Toprak Sempozyumu, bugün sanatçıları, akademisyenleri, bilim insanlarını ve sektör temsilcilerini aynı zeminde buluşturan uluslararası bir organizasyon durumunda.

İşte bunun adı marka yaratmaktır. Şehrin kendi tarihinden, kendi toprağından, kendi insanından ve kendi kültüründen çıkan değerlerin yıllar içerisinde dünyaya anlatılmasıdır. Pişmiş Toprak Sempozyumu tam da bunu yaptı.

ESKİŞEHİRLİLERİN SEMPOZYUMU

Pişmiş Toprak Sempozyumu'nun en önemli özelliklerinden biri de budur.

Seçkinlerin kendi arasında gerçekleştirdiği bir sanat organizasyonu değildir.

Halkın içine çıkan bir etkinliktir. Çocukların çamurla tanıştığı, gençlerin sanatçıların çalışmalarını izlediği, Eskişehirlilerin üretim sürecini yakından gördüğü bir etkinliktir. Nitekim geçen yıl düzenlenen 17. sempozyum kapsamında yaklaşık bin çocuk çeşitli atölyelerde pişmiş toprağın farklı yönleriyle tanıştı. Bu çok önemlidir. Çünkü bir kültür etkinliğinin geleceği, çocuklarla kurduğu bağ kadar güçlüdür. Bugün çamura elini sokan çocuk, yarın Eskişehir'in kültürel mirasına sahip çıkacaktır. Sempozyumun bir başka önemli özelliği ise sanatçıların ortaya çıkardığı eserlerin Eskişehir'de kalıcı olmasıdır.