Türkiye tarımında yıllardır aynı tabloyu izliyoruz. Herkesin tarımda yaptığı tespit niye çözüme bağlanamıyor? Çiftçi ekiyor, üretiyor, alın terini toprağa gömüyor; hasat zamanı geldiğinde ise ürününü satacak pazar bulamıyor. Ürün tarlada kalıyor, fiyat düşüyor, üretici zarar ediyor. Bir sonraki yıl ise aynı ürünün fiyatı yükseliyor, bu kez tüketici yüksek fiyatla karşılaşıyor.

KADER Mİ?

Bu tablo kader değildir. Bunun adı plansız tarımdır. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Eskişehir Şube Başkanı Selma Güder'in açıklamaları, Türkiye tarımının temel sorununu bir kez daha ortaya koyuyor: Çiftçi üretime başlamadan önce ne ekeceğini, ne kadar maliyetle üreteceğini ve ürününü hangi fiyata satabileceğini bilmelidir. Mesele Güder’in de açıklamasında yaptığı gibi bir cümle ile özetlenebiliyor. Sorun ve çözüm bir cümlede özetleniyor.

TARIM BİR BÜTÜN

Çiftçiye “üret” demek yetmez. Devlet, üretimin nereye gideceğini de planlamak zorundadır. Bugün domates tarlada kalıyor. Yarın kavun, karpuz, soğan… Başka bir bölgede başka bir ürün aynı kaderi yaşıyor. Üretici zarar ederken tüketici de ucuz ürüne ulaşamıyor. Çünkü tarımda zincirin halkaları birbirinden kopmuş durumdadır. Üretici başka yerde, tüccar başka yerde, sanayici başka yerde, tüketici başka yerde duruyor. Oysa tarım bir bütündür. Çiftçinin kullandığı tohumdan gübreye, zirai ilaçtan mazota, sulamadan krediye, depolamadan nakliyeye ve pazarlamaya kadar bütün süreç birlikte ele alınmalıdır. Burada kritik mesele planlamadır. Planlama, çiftçiye “şunu ekeceksin” diye tepeden emir vermek değildir. Tam tersine, üreticinin önünü görmesini sağlamaktır.

DENGELER

Hangi bölgede hangi ürünün ne kadarına ihtiyaç var? Ne kadar üretim yapılırsa iç piyasa dengelenir? Ne kadarı ihraç edilebilir? Üreticinin maliyeti nedir? Ürünün gerçekçi alım fiyatı ne olmalıdır? Bunun yolu da çiftçiyi yalnız bırakmaktan değil, örgütlemekten geçiyor. Kooperatifler burada kilit konumdadır. Güçlü kooperatifçilik; üreticinin girdi maliyetlerini düşürür, pazarlık gücünü artırır, ürünün pazara ulaşmasını kolaylaştırır. Ancak Türkiye'de kooperatifçilik yıllardır hak ettiği noktada değil. Çiftçi tek başına kaldığında, karşısında güçlü bir piyasa buluyor. Girdi alırken küçük, ürününü satarken yine küçük. Aradaki zincir ise üreticinin kazancından pay alıyor.

ÇİFTÇİNİN SESİ

Çiftçi örgütlenecek, kooperatif güçlenecek, ziraat odaları ve meslek örgütleri sürece dahil olacak. Üniversitelerin bilimsel birikimi, kamu kurumlarının gücü ve özel sektörün deneyimi aynı masada buluşacak. Ama en önemlisi, o masada çiftçinin sesi gerçekten duyulacak. Eskişehir'in yaşadığı sorun, Türkiye'nin tarım sorunundan ayrı değildir. Ürün tarlada kalıyorsa mesele yalnızca Eskişehirli çiftçinin meselesi değildir. Bu, Türkiye'nin üretim politikasının meselesidir. Bugün tarlada kalan ürünün hesabını çiftçiye çıkarmak kolaydır. Asıl sorulması gereken sorular var.

GÜNÜ KURTARMAK

Türkiye'nin tarımda ihtiyacı olan şey günü kurtaran müdahaleler değil, uzun vadeli ve bilimsel bir üretim planıdır. Çiftçi üretirken yalnız olmayacak. Üretici ne üreteceğini bilecek. Maliyetini bilecek. Pazarını bilecek. Emeğinin karşılığını alacağını bilecek. Çünkü tarım yalnızca ekonomik bir faaliyet değildir. Tarım, ülkenin geleceğidir. Tarlayı boş bırakmak ne kadar yanlışsa, ürünü plansız üretip tarlada bırakmak da o kadar yanlıştır. Türkiye artık “ne ekersen ek” anlayışından çıkıp “ne kadar, nerede, nasıl ve kimin için üreteceğiz?” sorusuna cevap vermek zorundadır. Bunun adı da planlı üretimdir. Ve Türkiye tarımında artık tercih değil, zorunluluktur.