Bugünlerde, Eskişehirliler olarak maden meselesini tartışmaya devam ediyoruz. Kafamızda karıştı. Eskişehir’in en önemli topraklarına maden mi açılacak. Açmakta yetmeyecek, başka yerlerden maden toprağı taşıyarak, Eskişehir’de mi işleyeceğiz? Sonuçta, Eskişehir’in geleceğini bir kez daha masaya yatırıyoruz. Bu kez adres Alpu Esence’yi konuşuyoruz. Eskişehir Doğa ve Yaşam Platformu Esence’de açılması planlanan altın ve gümüş projesine karşı, imza Kampanyası başlattı. Kısacası, mesele topraktır, Su’dur. Tarımdır, Eskişehir’in geleceğidir. Ve de daha açık söylemek gerekirse, Alpu Ovası, maden şirketlerinin faaliyet alanı değildir. Türkiye’nin tarım hazinesidir.

NE DEMEK?

Bu işlerde bir yanlışlık var. Çevre iller ile Çanakkale’den toprak getirilerek, Kaymaz’da bu toprak işlenir mi? Alpu Esence de, 335 milyon toz kazı ne demek? Projeye ilişkin açıklamalar, son derece çarpıcı görülüyor. Yaklaşık 20 bin dönümlük ruhsat alanından söz ediliyor. Projenin 8 yıl sürecek. 335 milyon ton kazı yapılacak. O toprak sonra ne olacak? Ortaya çıkacak tozu hepimiz yutacağız. Atık nereye gidecek? Yeraltı suyu nasıl etkilenecek? Yüzey sularına ne olacak? Ağır metallerin çevreye yayılmasını hangi mekanizma önleyecek? Bu şartlarda, Türkiye’nin en önemli ovası Alpu da üretim nasıl devam edecek?

ROMANTİZM YOK

Eskişehirli çevreciler, Alpu konusunda birçok soru soruyor. Bu sorular romantik sorular değildir. Kamu yararına sorular soruluyor. Altın çıkaracağız derken toprağı kaybetmeyelim. Türkiye'nin tarım topraklarına da ihtiyacı var.Hatta bugün ve gelecekte en stratejik varlıklarımızdan biri sudan sonra tarım toprağıdır.

OVANIN GERÇEK DEĞERİ

Bir ton altının ekonomik değeri hesaplanabilir. Ama kaybedilen bir ovanın gerçek değeri hesaplanamaz. Çünkü tarım toprağı yalnızca bugünün ürünü değildir. Geleceğin gıda güvencesidir. Bugün buğday üreten toprak, yarın milyonlarca insanın sofrasıdır. Bugün ayçiçeği üreten ova, yarın dışa bağımlılığı azaltacak stratejik üretim alanıdır. Bir ülke kendi toprağını koruyamıyorsa bağımsızlığını da koruyamaz. 22 Temmuz'da Esence'de yapılmak istenen halkın katılımı toplantısının bölge halkının tepkileri nedeniyle gerçekleştirilemediği belirtiliyor. Peki sonra ne oldu? Tutanak tutuldu.Ama toplantıya katılan yurttaşlar ve sivil toplum kuruluşları, bu tutanakların kendileriyle paylaşılmadığını söylüyor. Kim ne söyledi? Halkın itirazları kayda geçti mi?

ÇED FORMALİTE İŞ DEĞİL

Türkiye'de çevre mücadelelerinin en büyük sorunlarından biri, ÇED süreçlerinin zaman zaman yurttaşın gözünde bir “evrak tamamlama işlemi ”ne dönüşmesidir.

Oysa ÇED'in temel amacı bellidir.Bir yatırımın çevreye, insana, toprağa ve suya etkisini ortaya koymak önemlidir. O halde Alpu için soruların tamamı açıkça cevaplanmalıdır. Su nereden gelecek? Ne kadar su kullanılacak? Yeraltı suyu nasıl korunacak? Tarım arazileri nasıl korunacak? Maden kapandıktan sonra alan ne hale gelecek?

BİLİMSEL VERİ

Burada temel mesele bir şirketin yatırım yapıp yapmaması da değildir. Temel mesele şudur. Yatırımın kamu yararı nedir? Bir proje birkaç yıllık ekonomik kazanç sağlarken tarımsal üretim kapasitesini uzun vadede riske atıyorsa, bunun hesabı yapılmalıdır. Türkiye yıllardır tarımda dışa bağımlılığı azaltmaya çalışıyor. Gıda fiyatları yükseliyor. Su kaynakları azalıyor. İklim değişikliği tarımsal üretimi her geçen gün daha fazla zorluyor. Verimli tarım ovalarına yalnızca “boş arazi” gözüyle bakılamaz. Çalışmaların bilimsel sonuçları mutlaka vardır. Eskişehir'in bütün siyasi partileri bu konuyu tartışmalıdır. Milletvekilleri dosyayı takip etmelidir. Belediyeler sürecin içinde olmalıdır. Meslek odaları bilimsel raporlarını ortaya koymalıdır. Üniversitelerimiz bilim insanlarıyla katkı sunmalıdır. Hamamyolu'ndaki imza standı önemlidir. Ama, tek başın anlam taşımaz. Hepimizin tercihi şu olmalıdır. Önce millet. Önce toprak. Önce su. Önce üretim.