Dünya edebiyatının önemli isimlerinden Anton Çehov'a atfedilen bir hikâye geçtiğimiz günlerde gözüme ilişti. Kısa ama üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir hikâye…

Rusya'nın ücra bir köyünde, demiryolu raylarının vidalarını sökerken yakalanan bir köylüye müfettiş sorar: “Binlerce insanın canına kastettiğinin farkında mısın? Neden söküyorsun o vidaları?”

Köylü son derece sakindir: “Sadece bir vida beyim. Oltama ağırlık yapması için lazım. Hem bütün köy böyle yapıyor. Birini söker, birini bırakırız. Tren de devrilmez.”

Müfettiş şaşkındır. “Muhtar bunu görmüyor mu?”

Köylü: “Görmez olur mu? Karakolun, hatta kendi evinin kilitlerini bile bu vidalardan yaptırdı. Bedava sonuçta…”Müfettiş son bir soru sorar: “Peki maaşınızı artırsak, vazgeçer misiniz?”

Köylünün cevabı hikâyenin özüdür: “Mesele para değil beyim, mesele alışkanlık. Adaleti ve ahlakı çocukken öğretmezseniz, büyüdüğümüzde cebimiz para görse de o vidaları sökmeye devam ederiz.” Müfettiş büyük bir endişeyle başkente giden trene biner. Camdan dışarı bakarken, “Bu iş bir gün büyük bir felakete yol açacak” diye düşünür.

Tam o sırada rayların kenarında elinde iki vida bulunan küçük bir çocuk görür. Çocuk büyüklerinden gördüğünü yapmaktadır. Ama bu kez iki vida birden sökülmüştür.

Tren devrilir… Hikâyenin en çarpıcı tarafı da burada başlıyor. Hiçbir toplum bir anda çökmez. Önce vidaları gevşer.

Önce küçük yanlışlar başlar. “Bir şey olmaz…” “Herkes yapıyor…” “Bana ne…” “Bir kereden ne çıkar?” Sonra yanlışlar alışkanlığa dönüşür. Alışkanlık normalleşir. Normalleşen yanlış ise bir süre sonra doğruymuş gibi kabul edilmeye başlanır.

Bugün bizim en büyük sıkıntılarımızdan biri de bu değil mi? Kamu malına zarar veriliyor, “Ne olacak?” deniliyor. Hak edenin hakkı yeniliyor, “İşler böyle yürüyor” deniliyor. Liyakat yerine yakınlık tercih ediliyor, “Adamını bulmuş” denilip geçiliyor. Birileri kuralları çiğniyor, ses çıkaran olursa “Sen de fazla büyütüyorsun” deniliyor. Ve bütün bunların üzerine bir de “Herkes böyle yapıyor” bahanesi ekleniyor. İşte tehlike tam burada başlıyor. Çünkü mesele yalnızca bir vidanın sökülmesi değil. Mesele, yanlışın yanlış olmaktan çıkarılıp hayatın doğal bir parçası haline getirilmesi.

Sahi, bizde işler ne âlemde? Gözü ve gönlü doymayan, kendisinden sonrası tufan olsa umurunda olmayan o kadar çok insan görüyoruz ki… Daha fazlasını elde etmek için başkasının hakkını önemsemeyenler… Kendi çıkarı için doğru bildiğinden vazgeçenler… Yanlışa itiraz etmek yerine sessiz kalmayı tercih edenler… Bunların her biri sistemin bir vidasını biraz daha gevşetiyor. Üstelik unutmayalım; kötülük yalnızca onu yapanlarla büyümez. Sessiz kalanlarla da büyür.

Bugün bir vidaya göz yumarız, yarın bir başkasına… Derken bir gün trenin neden devrildiğini konuşmaya başlarız. Oysa cevap çok basittir: Vidalar uzun zamandır gevşiyordur.

Şimdi asıl soruyu sormanın zamanı: Bizim vidalar ne kadar gevşedi? Ve daha önemlisi… Tren devrilmeden onları sıkmayı akıl edebilecek miyiz?