Çünkü memleketin gerçek gündemi ile siyasetin gündemi arasında giderek büyüyen bir uçurum var. Bir tarafta emekli, asgari ücretli, dar gelirli vatandaş; diğer tarafta siyasetin bitmek bilmeyen tartışmaları…
Vatandaşın derdi belli: Geçinmek!
Emekli aldığı maaşla ay sonunu nasıl getireceğini düşünüyor. Asgari ücretli, daha ayın ortasına gelmeden hesabını kitabını yeniden yapıyor. Dar gelirli vatandaş ise her gün biraz daha küçülen bütçesiyle hayatını sürdürmeye çalışıyor. Pazara çıkan filesinin neden her hafta biraz daha hafiflediğini, markette aynı ürünün neden birkaç gün sonra farklı bir fiyatla karşısına çıktığını anlamaya çalışıyor.
Siyasetin gündemi ise bambaşka… Varsa yoksa “Mutlak Butlan” tartışmaları, ardından TBMM’de “Çerçeve Yasa” adı altında yürütülen ve kamuoyunda farklı yorumlara neden olan tartışmalar…
Elbette ülkenin siyasi meseleleri konuşulacak. Elbette terör, demokrasi, hukuk ve siyaset tartışılacak. Ancak vatandaşın sofrasındaki ekmek küçülürken, mutfaktaki yangın büyürken siyasetin biraz da dönüp sokağa bakması gerekmiyor mu?
TÜİK’in açıkladığı enflasyon rakamları ile buna bağlı olarak otomatiğe bağlanan zamların gölgesinde vatandaş adeta kendi kaderiyle baş başa bırakılmış durumda. Çünkü vatandaş enflasyonu istatistik tablolarında değil; pazarda, markette, manavda, kasapta, kirada, faturada yaşıyor.
Kâğıt üzerindeki rakamla hayatın gerçekleri arasındaki mesafe açıldıkça vatandaşın kafasındaki soru da büyüyor: “Benim cebimdeki para neden yetmiyor?” Piyasalarda yüksek enflasyon baskısının oluşturduğu fiyat istikrarsızlığını bir önceki yazımda gündeme getirmiştim. Yazıyla ilgili çok sayıda geri dönüş aldım. Esnaf da dertli, vatandaş da… Bir dostumun söylediği söz ise bütün tabloyu tek cümlede özetliyor: “Esnaf haklı, vatandaş daha da haklı! Tıpkı Nasreddin Hoca’nın hak dağıttığı gibi… Herkes haklı!” Gerçekten de öyle. Esnaf, “Ben bu fiyatlara mal alıyorum, dükkânın kirasını, elektriğini, vergisini, çalışanımın ücretini ödüyorum. Ben ne yapayım?” diyor. Vatandaş ise haklı olarak soruyor: “Peki ben bu fiyatlara nasıl alışveriş yapayım?” Üretici maliyetten, esnaf satış yapamamaktan, vatandaş satın alamamaktan şikâyetçi…
Herkes haklı!Ama tam da burada sorulması gereken asıl soru şu: Herkes haklıysa, haksız olan kim? Belki de artık bu sorunun cevabını bulmak gerekiyor. Çünkü vatandaşın bugün ihtiyacı yeni sloganlar değil. Büyük cümleler, siyasi polemikler, pembe tablolar da değil… Vatandaş gerçek çözüm istiyor.
Elbette huzur olsun, elbette barış olsun. Elbette ülkemiz geleceğe güvenle baksın. Ancak bugün evine ekmek götürmekte zorlanan insana sürekli yarının güzel günlerini anlatırsanız, o insanın aklı ister istemez bugüne takılır. Hayaller başka, gerçekler bambaşka… Siyaset kendi gündemini konuşuyor, vatandaş ise mutfağın gündemini.
Ve artık siyasetin dönüp bakması gereken yer belli: Sokağın kendisi, pazarın filesi, marketin rafı ve vatandaşın mutfağıdır. Çünkü mutfakta yangın varsa, hangi siyasi tartışmayı kazanırsanız kazanın, vatandaşın hayatındaki gerçek değişmiyor. Ne anlatsak, ne söylesek bir anlamı yok… Vatandaşın cebine dokunmadıkça, mutfağına girmedikçe, hayatına değmedikçe hiçbir sözün karşılığı yok!