Araştırma şirketleri son dönemde peş peşe anket sonuçları açıklıyor. Televizyonlarda, internet sitelerinde, gazete manşetlerinde aynı soru: “Yarın seçim olsa kime oy verirsiniz?” Sonra da sıyırtma yorumlar geliyor: “Şu parti bu partinin şu kadar önünde…” “Bu parti yükselişte…” “Öteki parti geriledi…”
Benim sorum ise biraz farklı: “Ya yarın seçim olmazsa?” Anketlerin hangi yöntemlerle yapıldığını, bin ya da iki bin kişi üzerinden milyonlarca seçmenin eğiliminin ne kadar doğru ölçülebileceğini elbette bu işin uzmanları tartışır. Benim ölçümüm ise biraz daha basit: Bakkal, berber, çay ocağı, kahvehane, pazar… Yani sokak. Ben oralara kulak verenlerdenim. Son dönemde duyduklarım ise anket sonuçlarından çok daha fazla düşündürüyor beni. İnsanlar artık sadece siyasetten değil, seçim konuşmaktan da yorulmuş durumda. Daha önemlisi, sandığın bir gün yeniden önlerine geleceğine dair inancını kaybetmeye başlayanların sayısı az değil.
İşte burada insan sormadan edemiyor: Kim kimi kandırıyor? Ortada sandık yok. Seçim tarihi yok. Ama herkes seçim konuşuyor. Anket şirketleri sonuç açıklıyor, televizyonlar grafikler yayınlıyor, siyasiler yüzdelik dilimleri birbirlerine karşı kullanıyor. Kimi sonuçtan memnun oluyor, kimi “algı operasyonu” diyor. Sonra yeni bir anket geliyor. Üstelik bazı araştırmalarda seçmenin önüne birkaç parti adı konuluyor; vatandaş da kendisine sunulan seçeneklerden birini seçmek durumunda kalıyor. Sonra ortaya çıkan sonuçlar, milyonlarca seçmenin bütün tercihi bundan ibaretmiş gibi kamuoyuna servis ediliyor.
Oysa vatandaşın gündemi bambaşka. Kira… Fatura… Pazar filesi… Yaklaşan yeni eğitim-öğretim yılı öncesinde çocuğun okul masrafı… Emeklinin ay sonunu getirme hesabı… Esnafın siftahı… Siyasetçilerin gündeminde ise “Çerçeve Yasa”, “milli birlik”, “kardeşlik” gibi başlıklar var. Tabii ki yersen! Milli irade diye yola çıkanların, bugün milletin seçtiği vekillerin iradesi üzerinde bile ne kadar etkili olduklarını görünce insan ister istemez soruyor: Bu milli irade kimin iradesi?
Elbette ülkenin birliği, huzuru ve kardeşliği hepimizin ortak meselesi. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ama vatandaşın da çok basit bir sorusu var: “Peki benim geçim derdimi kim konuşacak?” Vatandaşın mutfağında tencere kaynamıyorsa, cebinde para kalmıyorsa, pazardan eli boş dönüyorsa, en büyük siyasi slogan bile bir süre sonra etkisini kaybediyor. Hatta vatandaş öyle bir noktaya geliyor ki; Keline merhem bulamayanların, kendisine nişadır tavsiye ettiğini düşünüyor. İşte siyasetin asıl görmesi gereken tablo bu. Çünkü sandık yalnızca oy verilen yer değildir. Sandık aynı zamanda vatandaşın umut bağladığı yerdir. O umut kaybolursa, sandığın anlamı da zayıflar. Bu yüzden bugün “Yarın seçim olsa ne olur?” sorusundan önce başka bir soru sormak gerekiyor: “Vatandaş neden sandıktan umudunu kesmeye başladı?” Bence asıl anket budur. Ve bu anketi yapmak için bin kişiye, iki bin kişiye ihtiyaç yok. Bir kahvehaneye girin. Pazarda vatandaşın filesine bakın. Bir emeklinin hesabını dinleyin. Esnafın siftahını sorun. Cevap orada.
Yarın seçim olsa kim kazanır, kim kaybeder bilemem. Ama bugün seçim olsa vatandaşın önce sandığa değil, mutfağına bakacağı kesin. Çünkü vatandaş artık kimin yüzde kaç oy aldığından çok, ay sonunda cebinde kaç lira kaldığını hesaplıyor. Siyaset bunu görmezden gelirse, yarın sandık kurulduğunda en büyük sürprizi anket şirketleri değil, vatandaşın kendisi yapar. İşte o zaman “Yarın seçim olsa?” sorusunun cevabını anketlerde değil, sandığın içinde aramak zorunda kalırlar.