Geçtiğimiz gün birkaç genç kardeşimizle oturduk, uzun uzun sohbet ettik. Öyle siyaset konuşmadık… Kim haklı, kim haksız, hangi parti ne demiş, hangi lider ne yapmış; bunların hiçbirisi yoktu konuşmanın içinde. Onlar anlattı, biz dinledik. Onlarız dinledikten sonra insanın söyleyecek sözü kalmıyor.
Çünkü karşınızdaki gençlerin anlattıkları, herhangi bir siyasi partinin seçim bildirgesinden çok daha ağırdı. Gelecekten söz ediyoruz… Ama onların geleceğinde ev yok, araba yok, çocuk yok, emeklilik yok. Hatta hayal kurmak bile lüks olmuş!
Gençlerden biri şöyle anlattı: “Bugün yarı aç yarı tok yaşıyoruz. Bir iş sahibi olmak ayrı dert, aldığımız ücretle geçinmek ayrı dert. Bize ‘Evlenin’ diyorlar. İyi de evlendikten sonra ne olacak?” İşte burada insan ister istemez durup düşünüyor. Memlekette evlenme çağındaki gençlere “Evlenin, çocuk yapın, nüfusumuz artsın” deniliyor. Peki, kardeşim, gençler neyle evlenecek? Sevgiyle mi? Elbette sevgi önemli… Ama ev sahibi çocuklar için kira istemiyor, marketler “Aşkınız yeter, ödemeyi sonra yaparsınız” demiyor. Elektrik faturası romantizmden, doğalgaz faturası güzel sözlerden, market alışverişi de umutlardan anlamıyor!
Genç arkadaşımız devam ediyor: “Diyelim ki evlendik. İkimiz de çalışıyoruz. Ancak karnımızı doyurabilirsek ne mutlu. Ev sahibi olmak zaten hayal. Kira ödemek bile büyük mesele. Çocuk sahibi olmak için de anne-babanın desteği gerekiyor. Çocuğa onlar bakacak, çünkü bizim çalışmamız lazım.” Bir başka cümlesi ise daha da düşündürücü: “Emeklilik zaten bizim için hayal ötesi.” İşte burada insanın içi gerçekten acıyor. Daha hayatının başındaki bir genç, emekliliği konuşuyor. Hem de “Ne zaman emekli olurum?” diye değil… “Emekli olsam ne olacak?” diye! Bugünün emeklilerine bakıyor. Kimi çay ocağında çalışıyor, kimi pazarda tezgâh açıyor, kimi inşaatta çalışmaya devam ediyor. Çünkü aldığı emekli maaşı hayatını sürdürmesine yetmiyor. Genç de bunu görüyor ve doğal olarak şöyle düşünüyor: “Ben de yıllarca çalışacağım, prim ödeyeceğim, sonra emekli olacağım ve yine çalışmak zorunda kalacağım. O zaman bunun neresi emeklilik?” Doğrusu birkaç gençle bu kadar uzun ve açık bir gelecek sohbeti yapınca ben de şaşırdım. Daha da önemlisi, konuşmanın içerisinde siyasi bir öfke yoktu. Kimse “Şu parti yüzünden böyle oldu” demedi. Kimse slogan atmadı. Kimse bir siyasi lidere kızıp masaya yumruk vurmadı.
Onlar sadece kendi hayatlarının hesabını yapıyordu. Gelirlerini, giderlerini, kirayı, faturayı, işsiz kalma korkusunu, evlenme ihtimalini, çocuk sahibi olmanın maliyetini ve ileride yaşayacakları emekliliği hesaplıyorlardı. Yani aslında siyaset yapmıyorlardı. Hayatın kendisini anlatıyorlardı. Belki de işin en acı tarafı tam burada başlıyor. Çünkü bu gençlerin dünyası ile siyasetin dünyası arasında her geçen gün biraz daha büyük bir mesafe oluşuyor. Siyaset başka bir şey konuşuyor, gençler başka bir şey yaşıyor. Siyaset gündem değiştiriyor, gençler hayatlarının değişmesini bekliyor. Siyaset yeni tartışmalar buluyor, gençler ay sonunu nasıl getireceğini düşünüyor.
Sonra da dönüp gençlere “Neden siyasete ilgi göstermiyorsunuz?” diye soruyoruz. Belki de cevap çok basit: Çünkü gençlerin dünyasına girebilen bir siyaset dili üretemiyoruz. Gençlerin bizden istediği belki de çok büyük şeyler değil. Gençlerin bizden istediği belki de çok büyük şeyler değil.