Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde yeni bir dönem başlıyor. Prof. Dr. Emine Gümüşsoy’un rektörlüğe atanması, yalnızca bir akademisyenin üniversitenin başına geçmesi olarak görülmemesi gerektiğini düşünüyorum. Gümüşsoy’un kişiliğini ve nasıl bir rektör olacağını anlamak için aslında en önemli ipucu, rektör olmadan önce ESOGÜ’de ne yaptıklarıdır. En başta, Emine Gümüşsoy üniversite dışından gelen bir isim değil. Üniversitenin içinden rektörlüğe atandı.
ÜNİVERSİTEYİ İÇERDEN BİLİYOR
1997 yılında araştırma görevlisi olarak başladığı ESOGÜ’de akademik basamakları birer birer çıktı. Profesörlüğe yükseldi. Dekanlık yaptı. Hukuk Fakültesi’nde dekan vekilliği görevinde bulundu. Yayın Komisyonu’nda ve Senato’da görev aldı. Son olarak Kamil Çolak döneminde rektör yardımcılığı yaparak üniversitenin üst yönetiminde bulundu.Fakültelerini, akademik yapısını, öğretim üyelerini, idari mekanizmasını ve üniversite yönetiminin nasıl işlediğini yakından tanıyor. Bu, yeni rektör açısından önemli bir avantaj oluşturuyor. Çünkü dışarıdan gelen bir rektörün ilk yıllarında harcadığı enerjinin önemli bir bölümü kurumu tanımaya gider. Gümüşsoy’un böyle bir zamana ihtiyacı olmayacak.
BALKANLARDAN
Emine Gümüşsoy’un rektörlüğünü farklılaştırabilecek bir başka özellik ise akademik çalışma alanları olduğu görülüyor. Bir tarihçi olarak özellikle Osmanlı sosyal tarihi, Balkan tarihi ve Eskişehir tarihi üzerine çalışması, onun akademik dünyasının yalnızca üniversitenin sınırları içerisinde kalmadığını gösteriyor. Burada Balkan kökeninin de ayrıca üzerinde durmak gerekiyor.Eskişehir, Balkanlar ve Rumeli’den gelen insanların yoğun olarak yerleştiği kentlerden biri. Balkan göçleri, Eskişehir’in sosyal ve kültürel dokusunun önemli parçalarından birini oluşturuyor. Dolayısıyla Balkan tarihine ilgi duyan, Osmanlı toplum yapısını çalışan ve Eskişehir tarihi üzerine akademik çalışmalar yapan bir tarihçinin ESOGÜ’nün başına geçmesi, üniversite ile şehrin tarihsel kimliği arasında yeni bir bağ kurulmasına da imkân sağlayabilir. Bu açıdan Gümüşsoy’un Balkan kökeni, yalnızca bir aile geçmişi meselesi olarak görülmemelidir.
DIŞA AÇILIM
Balkanlar, Osmanlı ve Eskişehir üçgeninde oluşan akademik birikim, önümüzdeki dönemde ESOGÜ’nün dışa açılımında kullanılabilecek önemli bir potansiyeldir .Eskişehir’in Balkan coğrafyasıyla tarihsel ve kültürel ilişkileri düşünüldüğünde, üniversitenin Balkan üniversiteleriyle akademik işbirliklerini artırması, ortak tarih ve kültür çalışmaları geliştirmesi, öğrenci ve akademisyen değişimlerini güçlendirmesi şaşırtıcı olmayacaktır.
SİYASETÇİ REKTÖR DEĞİL
Gümüşsoy’un bugüne kadar kamuoyuna yansıyan akademik profiline bakıldığında, klasik anlamda “siyasetçi rektör” görüntüsünden ziyade akademisyen ve üniversite yöneticisi kimliği öne çıkıyor.Çünkü rektörlük yalnızca akademik başarıyla yürütülebilecek bir görev değil. Üniversite yönetmek; bütçeyi, akademik kadroları, fakülteleri, idari personeli, öğrencileri ve üniversitenin dış dünyayla ilişkilerini aynı anda yönetmek anlamına geliyor.Gümüşsoy’un dekanlık ve rektör yardımcılığı deneyimi burada önemli bir avantaj.Kamil Çolak döneminde rektör yardımcısı olarak üst yönetimin içerisinde bulunması, ESOGÜ’nün yönetim pratiğini yakından görmesini sağladı.
KURUMSAL ÇİZGİ
Dolayısıyla yeni rektörün yönetim tarzının sert kopuşlardan çok kontrollü ve kurumsal bir çizgide şekillenmesi beklenebilir.Bu, elbette değişiklik olmayacağı anlamına gelmiyor.Tam tersine, kurumun içinden gelen yöneticilerin en büyük avantajlarından biri, hangi alanlarda değişime ihtiyaç olduğunu dışarıdan gelenlere göre daha iyi bilmeleridir. Önümüzdeki dönemde Emine Gümüşsoy açısından en önemli sınavlardan biri akademik ve idari kadro yönetimi olacaktır.
ESOGÜ NASIL BİR ÜNİVERSİTE
Emine Gümüşsoy’un önünde önemli bir fırsat var. ESOGÜ’nün akademik kapasitesini yükseltmek, genç akademisyenleri desteklemek, üniversite-sanayi işbirliğini geliştirmek, Eskişehir’in sorunlarına daha fazla akademik çözüm üretmek ve üniversiteyi Balkanlar başta olmak üzere uluslararası akademik ağlara daha güçlü bağlamak. Eskişehir’in içinden yetişmiş, üniversitenin bütün aşamalarını yaşamış, tarihçi kimliği güçlü ve Balkanlar’la tarihsel bağ kurabilecek bir akademisyen rektör. Bugün, bir şeyi söylemek mümkündür. Gümüşsoy, ESOGÜ’yü öğrenmeye değil, ESOGÜ’yü yönetmeye geliyor.