Bugün 2 Eylül… Eskişehir’in düşman işgalinden kurtuluşunun 104. yıl dönümü. Bazı tarihler vardır, yalnızca takvim yapraklarında durmaz. Bir şehrin hafızasına, karakterine ve kimliğine dönüşür. 2 Eylül de Eskişehir için böylesine önemli bir tarihtir. 19 Temmuz 1921’de, hava kararmaya başladığında Eskişehir’e giren Yunan süvari birlikleri, 407 gün sonra 2 Eylül 1922 sabahında bu şehirden çıkmak zorunda kaldı. Ancak Eskişehir’in işgal hikâyesi Yunanlılarla başlamadı. 22 Ocak 1919’da İngilizler stratejik öneme sahip Eskişehir Garı’nı işgal etti. Zaman içerisinde işgal kuvvetlerinin sayısı 2 bine kadar çıktı. Eskişehir 423 gün İngiliz, ardından 407 gün Yunan işgali altında kaldı.
Ama işgal vardı diye teslimiyet yoktu. Tam tersine… Eskişehir halkı işgale karşı ayağa kalktı. Mitingler düzenledi, protesto telgrafları çekti, beyannameler dağıttı. 17 Mayıs 1919’da Odunpazarı’nda düzenlenen miting, Millî Mücadele’nin şehirdeki önemli kıvılcımlarından biri oldu.
Eskişehir’den Sivas Kongresi’ne üç delegenin gönderilmesi, Kuvayı Milliye örgütlenmesinin güçlendirilmesi ve halkın işgale karşı gösterdiği kararlılık, bu şehrin Millî Mücadele’deki yerini açıkça ortaya koydu. Sonra 26 Ağustos 1922’de Büyük Taarruz başladı. 30 Ağustos’ta zafer kazanıldı. 1 Eylül’de Seyitgazi kurtarıldı. Ve 2 Eylül sabahı Türk süvarileri Eskişehir’e girdi. İşgal sona erdi. Eskişehir özgürlüğüne kavuştu.
Aradan 104 yıl geçti. 2 Eylül bugün bize ne söylüyor? Bence asıl mesele burada başlıyor. Çünkü 2 Eylül’ü yalnızca geçmişte kazanılmış bir askerî zafer olarak kutlamak, bu büyük tarihin anlamını eksiltir. 2 Eylül aynı zamanda bir direniş iradesidir. Haksızlık karşısında susmamak, hukuksuzluk karşısında boyun eğmemek, kent söz konusu olduğunda “Bana ne?” dememektir. Bugün Eskişehir’i işgal eden bir ordu yok. Ama bu şehrin korunması gereken değerleri var. Suyunu, toprağını, tarımını, sanayisini, üniversitelerini, gençlerini, tarihi dokusunu, yeşil alanlarını ve kent belleğini korumak zorundayız. Çünkü şehirler yalnızca bugün yaşayanların değil, gelecek kuşakların da emanetidir.104 yıl önce Eskişehir halkı “Bu benim meselem değil” demedi. Bugün de Eskişehir’in geleceği söz konusu olduğunda aynı duyarlılığa ihtiyacımız var.
Bugünün mücadelesi silahla yapılmıyor. Ama mücadele bitmiş değil. Bugünün mücadelesi; hukuka, demokrasiye, kent hakkına, çevreye, üretime, eğitime ve Eskişehir’in geleceğine sahip çıkma mücadelesidir. Belki de 2 Eylül’ü anlamanın en doğru yolu budur: Geçmişte ne yaptığımızı hatırlamak kadar, bugün ne yaptığımızı da sorgulamak. Çünkü tarih sadece geçmişi anlatmaz. Bazen bugüne ayna tutar. Ve o aynada bize şu soru görünür: 104 yıl önce bu şehir işgale karşı direnmişti. Peki biz bugün Eskişehir’in geleceği için ne yapıyoruz?
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bağımsızlığımız için mücadele eden bütün kahramanlarımızı saygı, minnet ve rahmetle anıyorum. Eskişehir’in kurtuluşunun 104. yılı kutlu olsun.
Çünkü bazı şehirlerin yalnızca tarihi vardır. Bazı şehirlerin ise tarih yazmışlığı vardır. Eskişehir onlardan biridir. Direnişin adı Eskişehir’dir. Zaferin adı 2 Eylül’dür.
Her direniş, her zafer Eskişehir’e yakışır.