Eskiden bir hesap yanlış yapıldığında “Yanlış hesap Bağdat’tan döner” derdik. Şimdi ise hesapların Bağdat’a kadar gitmesine gerek kalmıyor.

Daha hesap ortada yokken tartışmaya başlıyoruz. Asgari ücret ne olacak? Emekli maaşı ne kadar artacak? Memur ne kadar zam alacak? Özel sektörde ücretler ne kadar yükselecek? Kiralar nereye gidecek? Market fiyatları ne olacak? Daha yıl bitmeden, daha enflasyonun bütün rakamları ortaya çıkmadan herkes kendi hesabını yapıyor. Birileri yüzde 20 diyor, birileri yüzde 25, birileri yüzde 30… Vatandaş ise bütün bu rakamların arasında kendi mutfağının hesabını yapmaya çalışıyor.

Son açıklanan TÜİK verilerine bakalım. Ağustos ayında tüketici fiyatları yüzde 1,84 arttı. Yıllık enflasyon yüzde 31,51 oldu. Yılbaşından bu yana fiyat artışı yüzde 22,07'ye ulaştı. On iki aylık ortalama enflasyon ise yüzde 31,79 olarak gerçekleşti.

Rakamlar kâğıt üzerinde belki geriliyor. Ama vatandaşın hayatında fiyatlar geriye gitmiyor. Çünkü enflasyonun düşmesi, fiyatların düşmesi anlamına gelmiyor. Sadece fiyatların daha yavaş arttığı anlamına geliyor. Aradaki farkı vatandaş zaten markette, pazarda, kirada, faturada görüyor. Ağustos ayında eğitim fiyatları yüzde 8,62, alkollü içecekler ve tütün yüzde 6,89, ulaştırma yüzde 4,82 arttı. Konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda aylık artış yüzde 2,26 oldu. Yıllık tabloya baktığımızda ise konut grubundaki artış yüzde 39,77'ye ulaştı.

Şimdi bütün bu rakamların üzerine bir de “Önümüzdeki dönemde ücretler ne kadar artacak?” tartışması ekleniyor. İşte asıl mesele burada başlıyor. Çünkü henüz gerçekleşmemiş enflasyon üzerinden ücret hesapları yapılıyor. TCMB'nin Ağustos ayı Piyasa Katılımcıları Anketi'nde 2026 yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 29,43 olarak açıklandı. 12 ay sonrası için beklenti ise yüzde 23,69. Yani piyasanın beklentisi bile henüz kesinleşmiş bir rakam değil. Ama biz bugünden asgari ücretin kaç lira olacağını, emekli maaşının ne kadar artacağını konuşuyoruz. Bir bakıma daha maç oynanmadan skor tabelasını yazıyoruz. Üstelik bu tartışmaların vatandaşa bir faydası da yok. Çünkü vatandaşın istediği şey spekülasyon değil, öngörülebilirlik. Emekli, önümüzdeki ay eline kaç lira geçeceğini bilmek istiyor. Asgari ücretli, aldığı maaşla ay sonunu getirip getiremeyeceğini bilmek istiyor. Çalışan, yıl içinde ücretinin enflasyon karşısında ne kadar eriyeceğini bilmek istiyor.

İnsanlar artık “Yüzde kaç zam gelecek?” sorusundan çok, “Bu zam geldiğinde hayat ne kadar pahalanmış olacak?” sorusunun cevabını merak ediyor. Çünkü yüzde 30 zam alıp yüzde 30'dan fazla hayat pahalılığıyla karşılaşırsanız, kağıt üzerindeki zam cebinizde zam değildir. Sadece rakam büyümüştür. Satın alma gücü değil. Kirası yüksek olanın enflasyonu başka, çocuğu okula gidenin başka. Aracı olanın başka. Emeklinin başka. Asgari ücretlinin başka. Dolayısıyla önümüzdeki aylarda yine bol bol rakam duyacağız. “Şu kadar olacak…Bu kadar zam gelecek…Asgari ücret şu seviyeye çıkacak… Emekliye şu kadar verilecek…”

Ama bütün bu hesapların sonunda dönüp dolaşıp aynı yere geleceğiz: Vatandaşın cebine giren para, cebinden çıkan paraya yetişiyor mu? Asıl hesap bu. Gerisi biraz siyaset, biraz ekonomi, biraz da beklenti yönetimi. Eskiden “Yanlış hesap Bağdat'tan dönerdi.” Şimdi ise yanlış hesabın dönüşünü vatandaş ay sonundaki mutfak masrafında görüyor. Ve galiba bu kez Bağdat'a kadar gitmeye de gerek kalmayacak. Çünkü hesap, daha kasada yapılıyor…