Duygular karmakarışık… Okullar bugün açılıyor. Çocuklar için heyecan, anne babalar için ise biraz heyecan, biraz telaş, biraz da “Bu ayı nasıl çıkaracağız?” hesabı…

Ne güzel değil mi? Çocuklarımız eğitim alacak. Gelecekleri için hazırlanacaklar. Yeni arkadaşlar edinecekler. Öğretmenleriyle tanışacaklar. Ama bir de işin başka tarafı var. Okulun kapısından çocuklar girecek ama sanki sınava aile bütçeleri girecek! Eskiden okul açılınca çocuğun en büyük derdi yeni defterinin ilk sayfasını kirletmemekti. Kalemini kaybetmemekti. Önlüğünü temiz tutmaktı. Şimdi ise anne babaların derdi başka…

Çanta ne kadar? Ayakkabı ne kadar? Kırtasiye ne kadar? Servis ne kadar? Beslenme çantasına ne koyacağız? Kantinde bir tostun, bir meyve suyunun hesabı nasıl yapılacak? Daha okul başlamadan hesap makinesi çalışmaya başlıyor.

Bizim zamanımızda okul alışverişi yapılırdı. Şimdi okul alışverişi için bütçe planlaması yapılıyor. Aradaki farkı da en iyi anne babalar biliyor. Üstelik çocukların ihtiyaçları bitmiyor. Çünkü artık “Okul için gerekli” denilen şeylerin listesi de büyüdü. Bir çanta… Birkaç defter… Kalemler… Silgiler… Boyalar… Ayakkabı… Kıyafet… Servis… Beslenme… Derken bir bakıyorsunuz, çocuk daha sınıfa girmeden aile bütçesi sınıfta kalmış! Çünkü rekabet büyüdü… İşin daha acı tarafı, bütün bunların yanında çocuklardan bir de başarılı olmaları bekleniyor. İyi okul… İyi öğretmen… İyi not… İyi sınav sonucu… İyi üniversite… İyi meslek… İyi gelecek…

Çocuk daha hayatın başında, hayatın bütün faturalarını sırtına yüklemeye çalışıyoruz. Sonra da dönüp: “Çocuklar neden bu kadar mutsuz?” diye soruyoruz. Nerede bizim çocukluğumuz? Okuldan çıkardık, sokakta oynardık. Bir topun peşinde saatler geçirirdik. Bisiklete binerdik. Mahallede arkadaşlarımızla kavga eder, beş dakika sonra barışırdık. Akşam annemiz balkondan seslenirdi: “Haydi eve!” Şimdi çocukları sokaktan eve çağırmak bile mesele. Çünkü sokaklar değişti. Çocukların dünyası değişti. Bizim endişelerimiz değişti. Ekonomik şartlar değişti. Ama çocukların çocuk olma ihtiyacı hiç değişmedi.

Bugün okul bahçelerinde yine o güzel telaş olacak. Bazı çocuklar annesinin elini bırakmak istemeyecek. Bazıları arkadaşını görür görmez koşacak. Bazıları yeni öğretmenini merak edecek Bazıları da daha ilk dersten sonra teneffüsü beklemeye başlayacak. Bırakalım biraz çocuk olsunlar. Her şeyi başarıya bağlamayalım. Her karneye hayat memat meselesi muamelesi yapmayalım. Bir çocuğun aldığı not, onun değerini belirlemesin. Çünkü çocuklarımızın geleceği sadece sınav sonuçlarından ibaret değil. Ama bugün bir gerçeği de görmezden gelmeyelim. Eğitim sadece okulun kapısından içeri giren çocukla başlamıyor. O kapıya kadar gelebilmenin de bir maliyeti var. Ve bugün o maliyet, birçok aile için her geçen yıl biraz daha ağırlaşıyor. Eskiden çocuklar okulun açılmasını beklerdi. Şimdi çocuklar okulun açılmasını, anne babalar ise ay sonunu bekliyor. İşte asıl mesele burada.

Okullar açılıyor… Çocukların önüne yeni bir eğitim yılı konuyor. Ama anne babaların önüne de kocaman bir fatura geliyor. Dileğimiz, çocuklarımızın defterlerinin umutla, kalemlerinin başarıyla, okul çantalarının ise biraz olsun daha hafif olması. Ve keşke bir gün yeniden sadece şunu konuşabilsek: “Okullar açılıyor, ne güzel!” Keşke okul zilinin sesi, artık ailelerin bütçe alarmından daha güçlü çıksa. İnşallah gelecek yıl bu hesabın içinde biraz daha az kaygı, biraz daha fazla umut olur.