Geçtiğimiz günlerde siyasette yaşanan gelişmeleri değerlendirirken bir söz söylemiştim: “Eski berbere yeni tıraş olunmaz!”
Neden mi? Çünkü siyasette bazen tabela değişiyor, isim değişiyor, hatta parti değişiyor ama alışkanlıklar bir türlü değişmiyor. Şimdi karşımızda “YENİ Parti” var. Mutlak Butlan tartışmalarının ardından ana muhalefet partisinde yaşanan gelişmeler, kopmalar, yeni arayışlar derken siyasetin önüne yeni bir oluşum çıkıyor. Üye bazlı seçim… Mahallelerde delege seçimleri… Üyelerin temayül yoklamaları… İlçe ve il başkan adaylarının belirlenmesi… Ardından büyük kurultay… Ve bütün bunların muhtemel bir erken seçime yetiştirilmesi…
İlk bakışta kulağa hoş geliyor. Hatta siyasette yıllardır konuşulan “üye iradesi” açısından umut verici bile bulunabilir. Ama siyasetin güzel tarafı da burada zaten… Söylenenle yapılanın aynı olup olmadığını zaman gösteriyor. Özellikle CHP kökeninden gelen ve Yeni Parti yapılanmasını yakından takip eden bazı isimlerin kafasının hayli karışık olduğunu görüyorum. Çünkü sistem anlatılırken bir başka, uygulamada ise bambaşka bir tablo ortaya çıkmasından endişe ediliyor.
Asıl soru da burada başlıyor. Deniliyor ki: “Delege, üyenin iradesinin önüne geçemeyecek.” Güzel… Ama insanın aklına hemen şu soru geliyor: Kim geçemeyecek? Üyelerin belirlediği ilçe başkanı ya da il başkanı adayını birileri beğenmezse ne olacak? Başka bir isim ortaya çıkıp aday olursa ve delegelerin önemli bölümü bu adaya yönelirse ne olacak? Üyenin iradesi mi kazanacak, delegenin iradesi mi?
Yoksa bütün bunların üzerinde başka bir irade mi olacak? Geçtiğimiz günlerde bir “dedikodu sofrasında” bu konunun tartışıldığına şahit oldum. Masada hem Mutlak Butlan yönetimindeki CHP’de kalanlar vardı hem de Yeni Parti yapılanmasının içerisinde yer alanlar… Herkes konuştu. Ama nedense kimse ortak bir noktada buluşamadı. Eski CHP’li, yeni “YENİ Partili” bir isim, bir ara söze girip çok önemli bir soru sordu: “Yeni üyeleri partiye belirli bir isim yönlendirmişse, bu kişilerin üzerinde o eski siyasetçinin bir vesayeti oluşursa ne olacak?” İşte tam da burada durmak gerekiyor. Çünkü yeni parti kurmak kolaydır. Yeni tabela asmak da kolaydır. Yeni slogan bulmak da… Zor olan, eski siyaset yapma biçiminden kurtulmaktır.
Hele hele yıllardır siyasetin içerisinde bulunan isimler yeni bir yapının içerisinde yer alıyorsa, geçmişteki ilişkilerin ve alışkanlıkların bir anda ortadan kalkmasını beklemek biraz fazla iyimserlik olmaz mı? Eskişehir'de konuşulan bazı iddialar da işte bu nedenle önem taşıyor. Eğer yine belli merkezler devreye girecek, yine bazı isimler “şu olsun, bu olmasın” diyecek, yine üyelerin tercihleri bir kenara bırakılıp başka hesaplar yapılacaksa… O zaman ne değişmiş olacak? Sadece parti tabelası!
Benim itirazım da tam burada. Yeni bir parti gerçekten yeni olacaksa, önce siyaset yapma biçimini değiştirmeli. Üyenin iradesinden söz ediliyorsa, o iradenin önüne hiçbir kişi, hiçbir grup, hiçbir eski siyasi güç geçmemeli. Aksi halde geçmişte eleştirilen ne varsa, yeni bir ambalajla yeniden karşımıza çıkar.
Siyaset böyle bir şey işte… Bazen berber değişiyor ama tıraş aynı kalıyor. Bazen koltuk değişiyor ama oturan aynı anlayış oluyor. Ama benim sözüm hâlâ geçerli: Eski berbere yeni tıraş olunmaz! Çünkü mesele berberin dükkânının adı değil… Mesele, elindeki usturanın değişip değişmediğidir.