Memleketin gündemi yine alabildiğine yoğun… Bir yanda yerel yönetimlere yönelik operasyonlar, diğer yanda CHP'de "Mutlak Butlan" tartışmalarının doğurduğu siyasi belirsizlik… Bir başka tarafta ise kamuoyunun yakından takip ettiği uyuşturucu ve yasa dışı bahis soruşturmaları… Televizyon ekranlarında, sosyal medyada ve siyaset kulislerinde konuşulanlar bunlar.
Peki ya sokağın gündemi? İşte tam bu noktada hayat, siyasetin anlattığından çok daha farklı bir hikâye anlatıyor. Çünkü emekli ne yiyeceğini, dar gelirli ay sonunu nasıl getireceğini, asgari ücretli ise ertesi günü nasıl karşılayacağını düşünüyor. Bunlar, ne yazık ki ülkenin en temel meseleleri olmasına rağmen gündemin arka sıralarında kalıyor. Oysa asıl dip dalga burada oluşuyor.
Bıçak artık kemiğe dayanmış değil; kemiği de aşmış durumda. İnsanların sabrı tükeniyor. Sessizce büyüyen bir kırgınlık, görünmeyen ama hissedilen bir öfke birikiyor. Bunun ne kadar fark edildiğini doğrusu kestirmek güç. Geçtiğimiz günlerde nakit çekmek için bir ATM'ye gittim. Kartımı taktım. Makine yalnızca 100 lira ve katlarını veriyordu. İlk bakışta sıradan gibi görünen bu ayrıntı aslında çok şey anlatıyor. 50 liralık banknot fiilen hayatımızdan çekiliyor. 20, 10, 5 ve 1 liralık banknotlar ise artık yalnızca para üstü olarak dolaşıyor. Bankalar bu paraları ATM'lere koymuyor, yatırmak istediğinizde de çoğu zaman kabul etmiyor. Kâğıt üzerinde tedavülde olsalar da günlük ekonomik hayatın içinde neredeyse yok gibiler.
Paranın cebimizde duruyor olması, değerini koruduğu anlamına gelmiyor. Bunu bir kez daha birkaç gün sonra yaşadım. Bir simitçiye girdim. Bir susamlı simit almak istedim. Cüzdanımı açtım; içinde sadece 15 lira vardı. Simidin fiyatı ise 20 liraydı. Biraz mahcup bir şekilde, "Kızım, kusura bakma... Kartla ödesem olur mu?" diye sordum. Tezgahtaki genç kız hiç tereddüt etmeden şu cevabı verdi: "Amca, zaten artık kimse nakit ödemiyor. Herkes kart kullanıyor." İşte o cümle, belki de uzun ekonomik raporların anlatamadığını tek başına anlatıyordu. Bugün bazı çay ocaklarında, kahvehanelerde, hatta küçük esnafın tezgâhında bile kartla ödeme sıradan hale gelmiş durumda. Bir bardak çayın bile plastik kartla ödendiği bir dönemde yaşıyoruz. Bu durum teknolojik bir dönüşümün sonucu olabilir. Ama aynı zamanda cebimizdeki paranın satın alma gücünün nasıl eridiğinin de sessiz bir göstergesi. Ekonomi yönetimine bakarsanız ise her şey planlandığı gibi ilerliyor.
"Program tıkır tıkır işliyor" deniliyor. Belki tablolar bunu söylüyor. Belki bazı makro ekonomik göstergeler olumlu yönde değişiyor. Ancak pazara çıkan vatandaşın filesi, market kasasındaki fiş ve emeklinin maaşı aynı şeyi söylemiyor. Bir avuç insan için işler yolunda olabilir. Ama milyonlarca emekli, dar gelirli ve asgari ücretli için hayat her geçen gün biraz daha zorlaşıyor. Üstelik uygulanan programdan taviz verilmediği söylenmesine rağmen hayat pahalılığı hâlâ dizginlenebilmiş değil. Buna rağmen aynı cümleyi duymaya devam ediyoruz: "Vatandaşımız için kalıcı refah sağlanıncaya kadar programı kararlılıkla sürdüreceğiz."
Hiç kuşkusuz ekonomik istikrar önemlidir. Ancak her hastalığın tedavisi aynı ilaçla yapılamaz. Toplumun geniş kesimlerini her geçen gün biraz daha yoksullaştırarak, fedakârlığın yükünü sürekli aynı insanların omuzlarına bırakarak kalıcı refahın nasıl sağlanacağını vatandaş da merak ediyor.
Belki de bugün cevaplanması gereken en önemli soru budur. Çünkü ekranlardaki gündem başka şey söylüyor… Ama hayatın gerçekleri bambaşka bir şey anlatıyor.