Ülkemizde toplumun bir kesimi Ahbap Derneği ile gerçekleri öğrendikten sonra, şaşkınlık içine girdiler. Çünkü toplumun hem de eğitimli bu kesimi yaşadığımız doğal felaketler karşısında devletimizin yerine bir sivil toplumunu koymaya kalktılar. Sivil toplumun sınırları nedir? Eskişehir’de birkaç tane sivil toplum kuruluşunda yıllardır görev yapan bir kişi olarak bu satırları yazıyorum.

TOPLUMSAL DAYANIŞMA NASIL OLACAK?

Toplumun bir kesiminde tanınan insanlara karşı, bir ilgi var. Ahbap Derneği örneğinde olduğu gibi, toplumun bir kesimi siyasi meseleler nedeniyle, devletin yardım kuruluşlarına karşı bazı sivil toplum kuruluşlarını koymaya çalışıyorlar. Alınan yanlış tutumlar nedeniyle, ortaya çıkan tablo bize, kamusal dayanışmanın nasıl organize edilmesi ve toplum nasıl yönlendirilmesi gerektiğini de bize öğretiyor.

LİBERAL ANLAYIŞ

Ülkemizde bazı konularda tersinden işliyor. Özellikle küresel salgında devletçiliğin önemi ortaya çıktı. Avrupa’nın birçok ülkesinde özelleştirmelerin yerini kamulaştırma aldı. Fransa bu konuda öncülüğü yapıyor. Kamulaştırmalara ağırlık veriliyor. Yoğur markasını bile yabancılar almak isteyince, Fransa birleşti. 1980’lerden bu yana küresel ölçekte dayatılan neoliberal anlayış, özelleştirme ve sivilleşme propagandası ile sınırları zorladı. Ülkemizde yaşanan gelişmelere bir de siyaset giriyor. Kızılay’ın yerini Ahbap Derneği alabiliyor. Çünkü ülkemizde liberal anlayış, devlet halkın üzerinde kambur olarak gösterilmeye çalışıldı. Sivil toplumculuk devletin zayıflatılması veya güçsüzleştirilmesi için bir araç olarak görüldü. Sivil toplumculuğun güçlendirilmesi , ‘küreselleşme’ denen dönemin en emperyalist, en gerici, en karşıdevrimci öğretisi olarak karşımıza çıktı.

SORUMLULUKLAR DEVREDİLEMEZ

Liberalizmi savunanlar, devletin sorumluluklarını gönüllü kuruluşlara, vakıflara ve derneklere devredilmesini savunurlar. Böylelikle, toplumsal dayanışmanın zemini de kaydırıldı. Bu durum ilk bakışta toplumsal dayanışma, katılım olarak sunulsa da, devlet zeminin zayıflatılmasını amaçlar.

Çeşitli dernekler ve dışarıdan desteklenen vakıflar, her şeyden önce devletin tarihsel olarak ilerici, toplum kurucu ve dönüştürücü rolü perdelenerek bu kabiliyetleri zayıflatır. Devletin sınıfsal karakteri de gizlenerek popülizm yoluyla sivil toplumculuk devletin önüne koyuluyor.
Devlet ile sivil toplum kuruluşları arasında hesap verebilirlik bakımından da bir fark bulunuyor.

İTİBAR KAYMASI

Bu uygulamalar, kamusal güvenin kurumsal yapılardan kişisel itibara kaymasına yol açıyor. Ülkemizde, devletin kurumları karşısına sivil toplum kuruluşlarını koymaya çalışanlar aslında özelleştirmeye karşı olduklarını söylerler. Ama, siyasi kaygılar nedeniyle denetlemeye açık olmayan derneklere yardımda bulunma çağrısı yaparlar. Bir ekesim devletin hukuki güvencesine değil, belirli kişi veya kuruluşların toplumsal gösterisine güvenerek bağış yapıyor. Böyle bir sistem ise kurumsal güven yerine kişisel güveni merkeze aldığı ölçüde kırılganlık yaratıyor.

ÖNEM KAZANIYOR

Toplumun siyasi kaygılar nedeniyle, güvenirliği şüpheli sivil toplum kuruluşlarını desteklemesi, Modern devletin temel görevlerinden biri, olağanüstü dönemlerde toplumu örgütleme, kaynak toplama, kaynak tahsisi ve yardım dağıtımını merkezi planlama ilkeleri doğrultusunda yürütmektir. Afet yönetimi de yalnızca bir yardım toplama meselesi değil, aynı zamanda kaynakların adil dağılımı, hesap verebilirliği ve kamu otoritesi adına kullanımını gerektiren bir kamu hizmetidir. İstediğiniz kadar yardım toplayın, yardımın götürüleceği yolu yapmak da açmak da devletin görevidir. Diğer yandan Türk toplumu hayırseverlik konularında büyük bir fedakarlık geleneğine sahipken, kimileri bu faaliyetleri gösteriş için kullanmakta, kendi itibarına yatırım yapmaktadır. Geleneğimiz bize, “Sağ elin verdiğini sol el görmez, görmemelidir” der. Devlet gücünün zayıflamasına neden olacak, çalışmalardan uzak durmamız gerekiyor. Ahbap örneğinde bunu gördük.