Ana muhalefet partisi CHP’de “Mutlak Butlan” kararıyla yönetimin el değiştirmesi, daha doğrusu yargı eliyle CHP’ye genel başkan atanması, vatandaşın da moralini bir hayli bozmuş görünüyor. Televizyonlarda yakında başlayacak Dünya Kupası maçları için yapılan reklamlar, A Milli Takım’ın finaller için ABD’ye gitmesi ve oluşturulmaya çalışılan suni coşku görüntüleri ne kadar pompalanırsa pompalansın, sokaktaki vatandaşın ilgisi buralara yönelmiyor. Çünkü vatandaşın kafasında çok daha ciddi sorular var.

“Vatandaşın morali bozuk” derken meseleyi sadece CHP’ye indirgemediğimi özellikle belirtmek isterim. Konu, CHP’ye “Mutlak Butlan” yoluyla genel başkan atanmasından ibaret değil. Tam tersine, bu gelişme üzerinden ülkenin asıl gündeminin nasıl geri plana itildiğini anlatmaya çalışıyorum.

Şöyle izah edeyim...

Enflasyon rakamları henüz açıklanmadı ama ortada milyonların yaşadığı gerçek bir mağduriyet var. Aldığı 20 bin lira emekli maaşıyla yaşam mücadelesi veren milyonlar, tarladan kaldıracağı buğdaya, arpaya; fındık bahçesinden toplayacağı ürüne; büyük emeklerle yetiştirip fabrikaya teslim edeceği çaya umut bağlayan üreticiler... Aylarca çalışıp emeğinin karşılığını alamadığı için isyan eden madenciler... Hepsinin umutları ve hayalleri her geçen gün biraz daha soluyor. Yüksek kiralar, elektrik ve doğalgaz faturaları ile vergi kıskacında sıkışan esnafı; uygun finansmana ulaşamadığı için yeni yatırım yapmayı bırakın, mevcut çarklarını döndürmekte zorlanan sanayiciyi daha bu tabloya eklemedim bile. Bir de her geçen gün iş bulma umudunu kaybeden ve sayıları milyonlara ulaşan “ev gençlerini” bu kervana kattığınızda ortaya çıkan büyük resmi varın siz düşünün.

İşte “Mutlak Butlan” dediğiniz şey, yukarıda sıraladığım milyonların sorunlarının gündeme gelmesinin önüne geçiyor; insanları yarınlara dair umut yerine umutsuzluğun acımasız çarklarına terk ediyorsa, ne ABD’nin LNG gazı ne de Rusya’nın doğalgazı derdimize çare olabilir. Yani dostlar, artık vatandaş gaz yemiyor. Dünya Kupası’ymış, festivallermiş, eğlence mekânlarında stres atmakmış... Bunların hepsi bir avuç mutlu azınlık için hayatın merkezinde olabilir. Ancak pazardan sebze ve meyveyi tane hesabıyla alan, evinin kirasını düşünmekten mutfağındaki boş tencereye odaklanamayan, geleceği bırakın çocuklarını ve torunlarını, kendisini bile düşünmeye fırsat bulamayan vatandaşın derdi çok daha büyük.

Ekonomi yılın ilk çeyreğinde büyümüş... Peki, bu büyümeden çiftçiye, üreticiye, esnafa, emekliye, asgari ücretliye ve sanayiciye düşen pay nedir? Her defasında “sabır” ve “şükür” arasında sıkıştırılarak adeta preslenen vatandaşın, bu saatten sonra gaz yemesini de kimse beklemesin.

Bazıları çıkıp “Gerçek demokrasi ekmek ve su kadar gerekli midir?” diye soruyor. Hatta bununla da yetinmeyip topluma uygun gördükleri bir gömleği biçmeye kalkıyorlar. Oysa hukukun ve adaletin olmadığı yerde gerçek ve sürdürülebilir bir ekonomik büyümenin mümkün olmayacağını en iyi bilenler de aslında bu soruyu soranların kendileri. Çünkü hukuk devleti; bireylerin hak ve özgürlüklerini güvence altına alan, kamu gücünü hukuka bağlılık içerisinde kullanan ve yönetimi keyfilikten arındıran sistemin adıdır. Sadece sandığa indirgenmiş bir demokrasi anlayışıyla değil; kurumları güçlü, bireyleri özgür, siyaseti şeffaf bir demokratik düzenle yol alınabilir. Böyle bir düzen kurulmadıkça toplumun hiçbir kesiminin sorunlarını kalıcı biçimde çözmek mümkün değildir. Bu güven ortamı oluşmadığı sürece de umutları yeniden yeşertmek mümkün olmayacaktır.