Eskişehir... Anadolu'nun tam ortasında, sadece coğrafi konumuyla değil; sanayisiyle, üretimiyle, eğitimiyle ve yetiştirdiği insan gücüyle yıllarca Türkiye'ye yön vermiş bir şehir... Bugün geriye dönüp baktığımızda, "Bir zamanlar..." diye başlayan cümlelerin sayısının her geçen gün arttığını görmek ise insanın içini burkuyor. Kim ne derse desin, Eskişehir uzun yıllar havacılığın, demiryolculuğun, makine sanayisinin, eğitimin, seramiğin, mobilyanın ve tekstilin öncü kentlerinden biriydi. Futbolda ise Eskişehirspor'un Türk futboluna kazandırdığı heyecanı, Anadolu'nun büyük takımlarına açtığı yolu anlatmaya zaten gerek yok.

Bir dönem "Tekstil ve konfeksiyon" denildiğinde de akla gelen şehirlerden biri Eskişehir'di. Sümerbank Basma Fabrikası sadece bir üretim tesisi değildi; binlerce aileye ekmek kapısı olan, kentin sosyal ve ekonomik hayatına yön veren bir okul gibiydi. Onun yetiştirdiği ustalar, girişimciler ve işletmeler yıllarca Eskişehir'i hazır giyimde söz sahibi yaptı.

Ardından özel sektör büyüdü. Markasını üreten firmalarımız vardı. Avrupa'ya fason üretim yapan, ihracatta önemli rakamlara ulaşan işletmelerimiz vardı. Eskişehir'in tekstil sektörü yalnızca şehir ekonomisini değil, Türkiye'nin ihracatını da besleyen önemli halkalardan biriydi.

Peki bugün... Ne yazık ki tablo eski günlerden oldukça uzak. Artan enerji maliyetleri, yükselen işçilik giderleri, finansmana erişimde yaşanan sıkıntılar, yüksek faizler, kur politikaları ve küresel rekabet tekstil sektörünü adeta nefessiz bıraktı. Özellikle son iki yılda birçok işletme üretimini azalttı, vardiyalarını düşürdü, bazıları ise fabrikalarının kapısına kilit vurmak zorunda kaldı. Bugün Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi'nde faaliyet gösteren tekstil ve hazır giyim firmalarının önemli bir bölümü, siparişlerin azalmasından ve maliyet baskısından yakınıyor. Avrupa pazarındaki daralma, Uzak Doğu ülkelerinin düşük maliyetli üretimi ve iç piyasadaki talep düşüklüğü sektörün omuzlarındaki yükü daha da artırıyor. Daha da düşündürücü olan ise sessiz sedasız yaşanan istihdam kaybı...

Bir zamanlar binlerce kişinin çalıştığı üretim bantlarında bugün daha az makine çalışıyor, daha az vardiya yapılıyor. Gençler tekstil sektörüne yönelmiyor, yetişmiş eleman bulmak ise her geçen gün daha da zorlaşıyor. Aslında bu yalnızca tekstilin hikâyesi değil. Mobilyadaki öncülüğümüzü önce İnegöl'e, ardından Ankara Siteler'e, Kayseri'ye ve İzmir'e kaptırdık. Demiryollarındaki tarihî gücümüz yıllar içinde farklı bir yapıya dönüştü. Nice kurumlarımız isim değiştirdi, yeniden yapılandırıldı. Ancak isimler değişirken üretim gücümüzün ve rekabet avantajımızın aynı hızla gelişip gelişmediğini de sorgulamak gerekiyor. Şimdi benzer bir kırılmayı tekstilde yaşıyoruz. Oysa Eskişehir'in en büyük sermayesi hâlâ insan kaynağıdır. Üniversiteleriyle, sanayi kültürüyle, disiplinli çalışma anlayışıyla bu şehir yeniden üretim üssü olabilir. Bunun yolu ise günü kurtaran çözümlerden değil; uzun vadeli sanayi politikalarından, ihracatı destekleyen finansman modellerinden, nitelikli iş gücü yetiştirilmesinden ve özellikle katma değeri yüksek teknik tekstil üretimine yönelmekten geçiyor.

Çünkü artık yalnızca tişört, gömlek ya da pantolon üreterek dünya ile rekabet etmek mümkün değil. Akıllı tekstiller, teknik kumaşlar, savunma sanayine, sağlık sektörüne ve otomotive yönelik yüksek teknoloji ürünleri geleceğin kapısını aralıyor. Eskişehir'in bilgi birikimi de bunu başarabilecek güçtedir. Yeter ki üretenden umudunu kesmeyelim... Yeter ki sanayicinin sesini duyalım... Yeter ki bu şehrin "bir zamanlar" diye anlatılan başarı hikâyelerini yeniden "bugün" diye yazabilelim. Çünkü Eskişehir geçmişiyle övünmeyi hak ediyor. Ama bundan daha önemlisi, geleceğiyle konuşulmayı da hak ediyor.