Türkiye'nin gündemi yine değişti... Aslında değişti demek de çok doğru değil. Çünkü vatandaşın gündemi aylardır, hatta yıllardır aynı. Pazardaki fiyatlar, marketteki etiketler, ödenemeyen faturalar, yetişmeyen maaşlar ve her geçen gün biraz daha ağırlaşan geçim şartları...
Ama siyasetin gündemi farklı. Bir süredir milyonlarca insanın hayatını doğrudan etkileyen ekonomik kriz yerine, "mutlak butlan" tartışmaları konuşuluyor. Televizyon ekranları, sosyal medya ve siyaset koridorları bu konuya kilitlenmiş durumda. Sanki vatandaşın cebindeki yangın sönmüş, emeklinin maaşı insanca yaşamaya yeter hale gelmiş, asgari ücretlinin geçim derdi bitmiş gibi...
Oysa gerçekler hiç de öyle değil.
Ekonominin başına büyük umutlarla getirilen Mehmet Şimşek ve ekibi göreve başlayalı uzun zaman oldu. Açıklanan Orta Vadeli Programlar, sıkı para politikaları, yüksek faiz uygulamaları ve peş peşe gelen tasarruf çağrılarıyla ekonominin düzeleceği söylendi.
Vatandaş da sabretti. "Sıkıntı geçici" denildi, bekledi. "Biraz daha dişimizi sıkalım" denildi, sıktı. "En zor dönem geride kaldı" denildi, inanmaya çalıştı. Ama ne zaman yeni bir enflasyon hedefi açıklansa, bir süre sonra o hedef revize edildi. Ne zaman "düşüş başladı" dense, vatandaş pazarda ve markette bunun tersini gördü. Bir yıl don felaketi suçlandı. Bir yıl savaşlar... Bir yıl küresel gelişmeler... Bahane çoktu ama sonuç değişmedi. Enflasyon hedefleri sürekli yukarı çıktı, vatandaşın alım gücü ise sürekli aşağı indi.
Bugün emekli maaşı alan milyonlarca insan ayın sonunu değil, ortasını bile zor görüyor. Asgari ücret artık istisnai değil, ortalama ücret haline gelmiş durumda. Bir evde iki kişinin çalışmadığı şartlarda geçinmek neredeyse imkânsız. İşte tam da böyle bir dönemde siyasetin "mutlak butlan" gündemine sarılması tesadüf mü?
Bilemiyoruz... Ama vatandaşın önemli bir kısmı yaşananları farklı okuyor. Ekonomide çözülemeyen sorunların, siyasi tartışmaların gölgesinde görünmez hale getirilmeye çalışıldığı düşüncesi toplumda giderek yayılıyor. Üstelik ortada sadece ekonomik sıkıntılar da yok. İnsanlar adalet sisteminden eğitime, istihdamdan geleceğe kadar birçok konuda ciddi kaygılar taşıyor. Buna rağmen ülkenin en önemli meselesi olarak siyasi mühendislik tartışmaları önümüze konuluyor.
Oysa hayatın bir gerçeği var: Vatandaşın cebine girmeyen refahın propagandası olmaz. Markette hissedilmeyen başarının siyasi karşılığı da olmaz. Nitekim bunu iktidara yakın isimler de görmeye başlamış durumda. Şamil Tayyar'ın son açıklamaları bu açıdan dikkat çekici. Tayyar açıkça diyor ki; ekonomi düzelmezse seçmen oy vermez. Muhalefetin bölünmesi tek başına sonuç getirmez.
Aslında söylenen çok basit. Sandığın sahibi siyasetçiler değil, vatandaştır. Vatandaş bazen kızar, bazen sabreder, bazen bekler... Ama yaşadığı hayatı unutmaz. Kışın ayazını yiyen, çocuğunun ihtiyacını erteleyen, emekli maaşıyla ay sonunu getirmeye çalışan insanların hafızası sanıldığı kadar kısa değildir. Belki bugün "mutlak butlan" konuşuluyor. Belki yarın başka bir siyasi tartışma konuşulacak. Ama seçim günü geldiğinde vatandaşın aklına ilk gelecek şey hukuk tartışmaları değil, mutfaktaki yangın olacaktır. Çünkü siyaset ne kadar gündem değiştirirse değiştirsin, boş tencerenin sesi her şeyden daha gür çıkar. Ve o sesi bastırabilen henüz hiçbir siyasi formül bulunamadı.