Ana muhalefet partisi CHP ile ilgili verilen ve kamuoyunda büyük tartışmalara yol açan “Mutlak Butlan” kararının ardından, Türkiye bir kez daha siyasetin gölgesinde kalan gerçek gündemi konuşamaz hale geldi. CHP’yi bir anlamda bölünmeye zorladığı yönündeki değerlendirmeler devam ederken, vatandaşın yaşadığı sorunlar karşısında kendisini her geçen gün daha savunmasız ve daha korumasız hissettiği bir tabloyla karşı karşıyayız.

Emeklinin geçim derdi büyüyor. Dar gelirli ay sonunu getiremiyor. Gençler iş bulamıyor, bulsalar da gelecek kuramıyor. Esnaf ayakta kalma mücadelesi veriyor. Çiftçi üretmekte zorlanıyor. Sanayici artan maliyetlerin altında eziliyor. Ancak tüm bu sorunlara ilişkin somut çözümler beklenirken, ülkenin gündemi hâlâ “Mutlak Butlan” kararının etrafında dönüyor.

Öyle ki bu karar, yalnızca bir parti içi tartışma olmaktan çıkmış durumda. Siyasetin tepesinde sallanan bir kılıç gibi yeni krizlerin habercisi olarak görülüyor. Sokakta konuşulanlara kulak verdiğinizde de benzer değerlendirmeler duyuyorsunuz. Yapılan gözlemler ve kamuoyundaki algı, yargı eliyle siyasetin yeniden şekillendirilmeye çalışıldığı yönündeki kanaatin giderek yaygınlaştığını gösteriyor.

Vatandaşın dilindeki soru ise oldukça net: “İktidar, sorunların çözümü konusunda yeni bir hikâye yazamadığı için muhalefeti güçsüzleştirerek baskın seçime mi hazırlanıyor?”

Bu sorunun cevabını elbette zaman gösterecek. Ancak CHP’ye yakın çevrelerin yaşananları bir “Truva Atı” operasyonuna benzetmesi dikkat çekiyor.

Peki, nedir Truva Atı hikâyesi? Homeros’un İlyada Destanı’nda anlatılan ve on yıl süren Truva Savaşı’nı sona erdiren o meşhur hikâye... Yunan ordusu, Truva’yı savaşarak ele geçiremeyince Odysseus’un planıyla devasa bir tahta at inşa eder. Geri çekilmiş görüntüsü vererek bu atı surların önüne bırakır. Truva halkı zafer kazandığını düşünerek atı kentin içine alır. Gece olduğunda ise atın içindeki askerler ortaya çıkar ve Truva’nın kapıları içeriden açılır. Hikâyenin devamını herkes biliyor. Bugünün siyasetinde Truva Atı’nın neyi, atın içindeki askerlerin kimi temsil ettiğine ise herkes kendi değerlendirmesine göre karar verebilir. Ancak asıl mesele bu değil. Asıl mesele; emeklinin, asgari ücretlinin, işsiz gencin, çiftçinin, üreticinin, esnafın ve sanayicinin artık dayanma sınırına gelmiş olmasıdır.

Bugün milyonlarca insan aynı soruyu soruyor: “Bizi daha ne kadar görmezden geleceksiniz?” Bu sorunun muhatabı yalnızca iktidar değil, muhalefet de dahil olmak üzere tüm siyaset kurumudur. İktidar uyguladığı Orta Vadeli Programın arkasında duruyor. Muhalefet ise ülkenin temel sorunlarına odaklanmak yerine kendi iç tartışmalarının girdabında savruluyor. Bir başka siyasetçi grubu ise yaşananları uzaktan izlemekle yetiniyor.

Oysa gerçekler çok daha ağır. Bölgemiz adeta bir ateş çemberiyle çevrili. Dünyada belirsizlikler artıyor. Ekonomik sıkıntılar her geçen gün daha fazla insanı etkiliyor. Geniş vatandaş kitleleri artık siyasi hesapların değil, çözüm üreten politikaların peşinde. Çünkü mutfakta tencere kaynamadığında, siyasi tartışmaların vatandaş için hiçbir anlamı kalmıyor. Bugün milyonlarca insanın evinde aş değil, adeta taş kaynıyor. Ve siyaset kurumunun önündeki en büyük soru hâlâ cevabını bekliyor: Vatandaşın sesini daha ne kadar duymazdan geleceksiniz?