Herkes olaya çok yanlış yerden bakıyor. Ekonomik krizin faturasını en ağır biçimde ödeyen kesimlerin başında emekliler geliyor. Hayat pahalılığının alıp başını gittiği, kiraların uçtuğu ve yaşamayı bırakın nefes almanın bile zorlaştığı bir dönemde, tartışmalı rakamlar üzerinden açıklanan fiyat artışlarına bağlı maaş farklarını “zam”, “müjde” gibi kavramlarla sunmaya çalışanlara gerçekten çok sinir oluyorum.
Ortalama emekli maaşının açlık sınırının altında seyrettiğini hepimiz biliyoruz. Herkes kabul ediyor ama hâlâ birileri çıkıp “Emekliye müjde”, “Emekli maaşı zam oranları belli oldu”, “5 aylık emekli maaşı zammı kesinleşti” gibi ifadelerle umut tacirliğine soyunuyor. İşte bunu çok can acıtıcı bir gerçek olarak değerlendiriyorum.
Nihayet TÜİK verileri toplamış, değerlendirmelerini yapmış ve mayıs ayı enflasyon rakamlarını açıklamış. TÜİK’e göre mayıs ayında fiyatlar yüzde 1,7 artmış. Bu rakamla birlikte beş aylık enflasyon oranı da yüzde 16,60 olarak kesinleşmiş. Şimdi bu rakamlar üzerinden yapılan “Müjde, hadi yine iyisiniz” türü yaklaşımlara gülsek mi, ağlasak mı?
Yahu eksik, yanlış ya da doğru; orasını bilemem. Ancak açıklanan resmi rakamlar üzerinden kayıpların telafisi anlamına gelen maaş artışlarını “zam” diye yutturmaya çalışanlara söyleyecek söz bulamıyorum. İşte o yüzden diyorum ki: “Emekliye zam falan yok!” Haksız olduğumu söyleyebilecek bir babayiğit çıkar mı? “Emeklimizi, çalışanımızı enflasyona ezdirmedik, ezdirmeyeceğiz”, “Ekonomi yılın ilk çeyreğinde yüzde 2,6 büyüdü” gibi açıklamalara da artık karnımız tok.
Ülkenin gerçeği nedir biliyor musunuz?
Ülkenin gerçeği, bir programa katılırken karşılaştığı emeklilere bir simidi üçe bölerek dağıtan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı'nın görüntüleridir. Gerçek, bu kadar yüksek enflasyona rağmen geçtiğimiz yıl belirlenen 4 bin liralık bayram ikramiyesinin aynı şekilde devam etmesidir. Gerçek, evi olmayan bir emeklinin sadece kirasını ödeyebilmek için çalışmak zorunda kalmasıdır.
Bana soruyorlar: “Niye bu kadar emekliyi yazıyorsun?” Kardeşim, çünkü bu ülkede gerçekten en fazla ezilen kesim emekliler de ondan... Ardından asgari ücretliler, tarlada kendi güçleri ile üretmek için çabalarken yatlara, teknelere verilen KDV’siz ÖTV siz mazotun bile çok görüldüğü köylüler geliyor.
Tabii ki her emekli için söylemiyorum bunları. Mesela iki yıl milletvekilliği yaptıktan sonra, bir daha seçilmese bile yaklaşık 200 bin lira civarında emekli maaşı alanları bu sınıfın dışında tutuyorum. Hâlen milletvekili olup hem vekil maaşı hem de milletvekili emekli maaşı alanları da bu değerlendirmeye dahil etmiyorum. Benim dertlerini ve sıkıntılarını dile getirmeye çalıştığım insanlar; 20 bin liralık emekli maaşıyla nefes almaya çalışan milyonlardır.
Bu arada sorunları çözmesi beklenen siyaset kurumu da takılmış bir “mutlak butlan” kararının peşine... Memleketin gerçek sorunları kimin umurunda?
Birileri kuyuya atılan taşı çıkarmak için kırk akıllı bir araya gelip mücadele ediyor, birileri de onların perişan hâline bakıp koltuklarında ellerini ovuşturarak biraz daha o sıcak koltuklarda oturabilmenin hesabını yapıyor.
Ne günlere kaldık değil mi?