Odunpazarı Ziraat Odası Başkanı Burhan Çelikoğlu çiftçinin içinde bulunduğu tabloyu bir kez daha bütün açıklığıyla ortaya koydu. Aslında anlatılanlar yeni değil… Yıllardır aynı cümleleri duyuyoruz: Mazot pahalı, gübre pahalı, işçilik maliyetleri artıyor, krediye ulaşmak zorlaşıyor, üretici borç içinde ayakta kalmaya çalışıyor… Değişen tek şey rakamların büyümesi ve çiftçinin biraz daha yoksullaşması.

Bugün Eskişehir ovasında üretim yapan çiftçi sadece tarlasıyla değil, adeta ekonomik bir savaşla mücadele ediyor. Geçen yıl 13-13,5 liraya satılan buğdayın üretim maliyeti bugün 20 liraya dayanmış durumda. Arpanın maliyeti ise 17-18 liraları buluyor. Yani çiftçi daha ürününü satmadan zarar hesabı yapıyor. İşin en düşündürücü tarafı ise harman yaklaşmasına rağmen hâlâ taban fiyatın açıklanmamış olması…

Ege’de biçerdöverler tarlaya girmiş, Güneydoğu’da hasat başlamış ama üretici ne kazanacağını bilmiyor. Çiftçi aylarca emek verdiği ürünün karşılığını alıp alamayacağını tahmin etmeye çalışıyor. Böyle bir belirsizlik içinde üretim yapılabilir mi?

Çiftçinin istediği şey lüks değil. Kimse servet talep etmiyor. İnsanlar sadece emeğinin karşılığını istiyor. Çocuğunu okutabilmek, traktörünün mazotunu koyabilmek, borcunu çevirebilmek ve yeniden ekim yapabilecek gücü bulabilmek istiyor. Bugün köylerde en büyük korku artık kuraklık değil. En büyük korku üretimden vazgeçmek… Çünkü maliyet arttıkça, gelir düştükçe tarlalar boş kalmaya başlıyor. Gençler köyde kalmak istemiyor. Üretici yaşlanıyor. Tarım ise her geçen yıl biraz daha kırılgan hale geliyor. Üstelik çiftçi yalnızca doğayla mücadele etmiyor. Bankalarla da mücadele ediyor. Yüksek faizler, ağır kredi şartları, ipotek sorunları üreticinin belini büküyor. Çiftçi krediye ulaşamazsa üretim nasıl devam edecek? Tarım yalnızca “üretin” demekle sürdürülebilecek bir alan değil. Destek olmadan üretim olmaz.

Eskişehir’de yağışların şimdilik olumlu gitmesi sevindirici. Rekolte umut veriyor. Pancar üreticisinde de beklenti yüksek. Ancak iyi ürün tek başına yeterli değil. Eğer açıklanacak fiyat çiftçinin maliyetini karşılamazsa, tarladaki bereket üreticinin sofrasına yansımaz. Devlet burada sadece seyreden değil, üreticisini koruyan taraf olmak zorunda. Çünkü tarım meselesi yalnızca çiftçinin meselesi değildir. Bu mesele sofradaki ekmeğin, pazardaki fiyatın, ülkenin geleceğinin meselesidir.

Umudun kaybolduğu yerde enerji düşer, motivasyon biter ve nihayetinde üretim biter. Bakın bugün hayvancılık sektörüne…Çoban bulamıyoruz, ithal çobanlar resmiyet kazanmaya başladı. Yarın tarlayı ekecek çiftçi bulabilecek miyiz? Tarım ve hayvancılığımızı yabancılara mı emanet edeceğiz? Toprağı işleyen toprağın mülkiyetini sahiplenirse bunun vebalinin altından kim nasıl kalkacak? Çiftçiyi ve üreticiyi tarlada tutmak için yarın hangi teşviki verirseniz verin kaybettiklerimizi kaybettiğimiz sürenin onlarca katı zamana ihtiyaç duyacağımız bir geri dönüş hikayesi yazamayız.

Bugün çiftçinin istediği şey çok net: “Devlet elini vicdanına koysun.”

Aslında duyulması gereken cümle tam da budur… Çünkü toprağı ayakta tutan sadece yağmur değil, üreticinin umududur. O umut kaybolursa, kaybeden sadece çiftçi olmaz. Türkiye kaybeder.