Kum saatindeki zaman kum tanelerini eritmeye devam ediyor. Seçime doğru hızla gidiyoruz. 14 Mayıs 2023 seçimlerinde Türk Milleti tarihi bir karara imza atacak. Türkiye Cumhuriyetinin gelecek yüzyılına damga vuracak kadroları hep birlikte seçeceğiz. Bu seçimlerin temel özelliği 14 Mayıs 1950 seçimlerine benzetilmesidir…

Seçim tarihine yüklenen misyon seçimin taraflarını da ister istemez geriyor. Yine de misyonu itibariyle bu seçimlere bir anlam yüklemek mümkün. Çünkü çok uzun süredir nerede ise çeyrek asra yakın zamandır AK Parti iktidarı tarafından yönetilen Türkiye’de siyasette yeni bir başarı öyküsü yazılıp yazılmayacağını hep birlikte göreceğiz. AK Parti mensupları her seçimde olduğu gibi, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasi birikimine güveniyor. Muhalefet partileri ise siyasi iktidarın 22 yıllık yıpranmışlığı, metal yorgunluğu ile uygulanan ekonomik politikaların sebep olduğu toplumsal kırılganlıkların değişim arzusunu tetikleyebileceğine olan inancıyla seçimlere hazırlanıyorlar.

Bu seçimlerin özellikle iki ayağı var. Birinci ayağında Cumhurbaşkanlığı seçimi, ikinci ayağında ise TBMM üyelerinin yani milletvekillerinin seçimi var. 22 yıldır seçim kaybetmeyen ve iktidarını muhafaza eden AK Parti’de bugüne kadar Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tek seçici ve karar verici olarak hiç tartışılmadı. Ancak bu defa ilk kez bazı illerde itirazlar yükseldi. İtirazların dillendirilirken de, “bizi Sayın Cumhurbaşkanımızla görüştürmüyorlar” tezi üzerinden yapıldığını gördük. “Eskişehir’de böyle bir itiraz dillendirildi mi?” derseniz, açıkçası böyle bir ifadeyi yüksek sesle dillendirene rastlamadık. Ancak bu durum Eskişehir’de listelere hiç itiraz edilmediği anlamını taşımıyor. Listeleri beğenmeyenler itirazlarını şimdilik açıktan dillendirmedikleri gibi partinin etkinliklerine de katılmamazlık etmiyorlar…

Yaptıkları şimdilik sadece izleme, destek oluyormuş gibi yapma. Konuyu “aman yoklamada bizi yok yazmasınlar” yaklaşımı ile değerlendiriyorlar. Nereden mi biliyorum? Konuştuğum AK Partililerden çıkardığım sonuçlardan… Peki, sandık başına gittiklerinde ne yapmayı düşünüyorlar derseniz, “Reise destekleri koşulsuz evet!” milletvekilliği seçiminde ise önlerindeki seçenekleri değerlendirmeyi düşünenlerin sayısı az değil… Seçenekler ne diye düşünecek olursak, “Cumhur ittifakı” içerisinde herhangi bir siyasi parti olabilir… Başka bir soru, “Cumhur ittifakı”ndan karşı mahalleye “oy geçişkenliği” olur mu? Samimi bir ifadeyle söylemek gerekirse “olur” diyemiyorum.

CHP’de durum benzerlik arz etse de “itiraz kültürünün” daha belirgin olması itirazların daha yüksek sesle dillendirildiğini, görünür olduğunu belirtmekte fayda var. İlk etapta CHP tabanı bu seçimi kazanılabilir olarak görüyor. Hatta genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu seçimde Cumhurbaşkanı adayı olmasından da son derece memnunlar. Ancak milletvekili listelerine de yüksek sesle itiraz edenlerin sayısı özellikle örgüt bazında hiçte küçümsenecek boyutta değil. Onların da Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ilk ve tek tercihleri liderleri Kemal Kılıçdaroğlu, milletvekili listeleri için ise onlarda ilk tercihlerini ittifak ortağı İYİ Parti’den yana kullanmayı düşünüyorlar. İYİ Parti’yi düşünmeyenler ise alternatif olarak “Cumhur İttifakı”nın dışındaki ittifaklardan birisine yönelebileceklerini açıkça ifade ediyorlar.

“Kıldan ince kılıçtan keskin hesapların” yapıldığı bu seçimde parti yöneticilerinin işleri bir hayli zor. Zira sadece vatandaşı ikna etmek gibi bir görevleri yok. Gerek AK Parti’de gerekse CHP’de yöneticiler vatandaşların yanı sıra kendi teşkilat mensuplarını da ikna etmek için epey terleyecekler gibi görünüyor. Bu tezleri ya da kulis bilgilerini şimdilik test etmek mümkün görünmüyor. Sonuçlarını ise 14 Mayıs akşamı hep birlikte göreceğiz.